Prof. Dr. Bülent Adil Taşbaş, Ortopedi - Travmatoloji - El ve Üst Ekstremite Cerrahisi - Alanya

  • 1493

Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı

El ve Üst Ekstremite Cerrahisi Uzmanı

Kuruluş Adı:
Prof. Dr. Bülent Adil Taşbaş, Ortopedi - Travmatoloji - El ve Üst Ekstremite Cerrahisi - Alanya
Eklendi:
Kurum Tipi:
Universite Hastanesi
Telefon Numaraları:
+902425134841
Sokak ve bina adresi:
Oba
Mahalle:
Oba Mahallesi
Kurum / Kuruluşun Bulunduğu Kent:
Antalya
Sosyal Medya Hesapları
Harita
Profil Fotoğrafları
IMG20200429165246
bir blog ekledi 

On yıldan fazla süre önce, hemen hemen aynı başlıkta bir yazı yazmıştım. O zaman bu yazıyı gösterdiğim bir hocamız, "derdi olan kişiler, yazılar yazar derdini paylaşır" demişti. O dönemde çok yoğun olan, bir hastanede çalışmanın vermiş olduğu dertlenme ile o yazıyı yazmıştım. Kırıkçı-çıkıkçı olarak bilinen, sınıkçı sekeli yani sınıkçı uygulaması sonrasında ortaya çıkan ciddi bozuklukları o kadar çok görmenin vermiş olduğu bir rahatsızlıktı hissettiklerim. Ve bunları o zaman yazıya dökmüştüm. Üstelik sınıkçıların da hakkını vererek. Yine bir hocamızın söylediği gibi "bir şey toptan kötü ya da toptan iyi olamazdı". Kayropraksi, manuel tedavi gibi gelişmiş ülkelerde lisans seviyesinde bizim anladığımız anlamda sınıkçı egitiminin olduğu bir bilimden bahsetmiştim yazıda. Sınıkçıların hataları olduğu gibi hekimlerin de ellerinden geleni yapmalarına rağmen hataları olabildiğini yazmıştım. Sınıkçıların hataları sonrasında çok ciddi kayıplar gördüm. Üstelik sınıkçıya giden hastalar, hiçbir şekilde sınıkçıyı suçlamadan, sınıkçı elinden geleni yaptı dediler. Benzer davranışı hekimler için göstermeden... On yıllar öncesinden bugünlere geldiğimde, benzer durumları daha az gördüğümü söyleyebilirim. Bunun en önemli sebebi asistanlık döneminden sonra benzer, çok yoğun merkezlerde çalışmamam olabilir. Özel hastanelerde çalıştığım dönemde, bir-iki örnek dışında neredeyse hiç görmedim diyebilirim. Sebep tamamen duygusal...para olarak söylenebilir mi? Maddi durumu daha iyi olanların hekimlere ve özellikle özel hastanede çalışan hekimlere ulaşma ihtimalinin kolaylığı, sınıkçılara gitme ihtimallerini azaltıyor olabilir mi? Maddi durumu daha iyi olanların genellikle daha iyi eğitim seviyesi olduğu düşünülerek böyle bir sonuca varılabilir mi? 

Çok soru sordum ama cevapları herkes tarafından bilinen sorular. Bugün geldiğim noktada, aynı duruşumu koruyorum. Sınıkçılar toptan kötü olmadılar. Özellikle hekime ulaşmanın zor olduğu dönemlerde büyük bir boşluğu hatalarıyla-sevaplarıyla doldurdular. Halen sınıkçıların hataları sonrasında, hekime giden hastalar, daha sonra gittikleri hekime yanlış tedavi adı altında suçlama getirebiliyorlar. Ama halen bir kere olsun sınıkçıdan şikayetçi olmuyorlar. Hastanede muayene olduktan sonra, hekime güven duymayıp sınıkçıya gidip, eklemde çıkık var diyerek, sınıkçı tarafından eklemin çekme işlemi sırasında hiç gıkını çıkarmadan sabreden birisi olabiliyorlar. Oysa çoğu zaman çıkık yok ama genel inanışları değiştirmek oldukça zor. Yoğunluktan az ilgilenmek, az konuşmak ve/veya karakteri gereği bütün bunları yapan, ek olarak az-hiç empati yapmayan bir hekimin tedavisi sonrasında; ucuz ve ruhen etkin bir yol olabiliyor sınıkçılar. Yine dünyadaki bir çok konuda olduğu gibi, haklı ve haksızın birbiri içine girdiği, kesişen kümeler ortaya çıkıyor. 

Peki gelişmiş ülkelerde, geleneksel Çin Tıbbı, manuel tedavi, kayropraksi vb. gibi adlar altında neler yapılıyor? Bütün bunlardan Çin'i ve diğer uzak doğu ülkelerini ayrı bir yere koyarak, gelişmiş ülkelerin bu tedavi yöntemlerini alıp dünyaya eğitim seviyesini yükselterek yaydıkları kısımdan bahsetmek istiyorum. Altı yıl tıp fakültesi, 4.5 yıl uzmanlık eğitimi ve sonrasında halen öğrenmeye devam ettiğim ortopedi-travmatoloji uzmanlığım eğitimleri boyunca; MR'da ciddi-tam kat omuz kas yırtığı, omuzunda ileri derecede hareket kısıtlılığı olan bir hastada, manuel tedavi ile dakikalar içerisinde omuz ekleminin açılabildiğini görmek hiç aklıma gelmeyen bir konuydu. Veya ciddi, ekleme uzanan kompleks bir menisküs yırtığının manuel tedavi+kinezyo bant+egzersiz tedavisi ile iyi olabileceğini hiç düşünmemiştim. Bütün bunlar seçilmiş, kısmetli hastalar olabilir miydi? Evet. Halen hem benim yeterli bilgim hem literatürün yeterli bilgisi yok bu konuda. Manuel terapi her şeyi çözer, kinezyo bant herşeye iyi gelir vb. demek çok çok iddialı. 

Buraya bir anı yerleştirmek, sınıkçılar konusunu daha iyi anlamak için uygun olacaktır. Klavikula-köprücük kemiği kırılmış, bir şekilde tanıştığımız bir arkadaşım, iki ortopedi-travmatoloji hekimine danıştıktan, sonra bana geldi. Pandemi nedeniyle polikliniklerin iyice azaltıldığı ve herkesin öleceğiz galiba dediği ilk dönemlerdeyiz. Hatta oturduğumuz sitenin girişinde, güvenlik kulübesinde görüştük. Ben önce geleneksel damar-sinir muayenesini yaptım. Aynı anda omuz eklemi çevresinde, başka bir problem olabilir diye o bölgeyi olabildiğince kontrol ettim. Telefondan e-nabız üzerinden filmlere baktım. İki-dört gün, omuz-kol askısı sonrasında, ağrısı biraz azalınca, sekiz bandajı ile ameliyatsız tedavi olacağını, klavikula-köprücük kemiğinin genellikle çok iyi kaynadığını vb. bilgileri paylaştım. Arkadaşım benden önce gören iki hekimin, ameliyat önerdiğini söyledi. Böyle şeyler duyunca, her zaman yaptığım-yapmaya çalıştığım gibi; herhangi bir reaksiyon göstermeden kendi bilgilerim ve tecrübeme göre bu tedaviyi önerdiğimi, diğer hekimlerin de kendi bilgi ve tecrübelerine göre farklı bir tedavi önerebileceğini anlattım. Son kararın kendisinde olduğunu tekrar belirttim. Bu arada gören iki hekim uzman doktor ve ben onlara göre çok daha yaşlı-tecrübeli ve kariyerli kalıyorum. …"Tamam" dedi hastamız. "Hocam ben düşüneyim" gibisinden bir cevap verdi. Ben mütevazi davranmanın hastalarda şüphe oluşturduğunun yine farkında olarak, normal karşıladım, karşılamaya çalıştım. İki gün sonra telefonla aradı. "Hocam dedi diğer hekimlere söyleyemem, ama size rahatça affınıza sığınarak söyleyebilirim" dedi ve devam etti. "Bugün ağrım artınca bilmem ne adında meşhur bir çıkıkçıya gittim veya arkadaşlar götürdüler" dedi. Genellikle önce sınıkçı sonra hekime gidenler, bir başkası tarafından götürüldüklerini söylerler. Biraz yanlış bir iş yapmanın pişmanlığını gizlemenin bir yolu olsa gerek. Veya bir suçu paylaşınca kendisine düşen suç oranı azalabilir gibi düşünülebilir. Neyse tam hatırlamıyorum o kısmı. Esas çarpıcı cümleler sonrasında ağzından çıkıp, kulaklarıma ve oradan beynime intikal edince, halen öğrenmeye devam ettiğimi yeniden hatırladım. "Çıkıkçı aynen sizin gibi önce sinirlerime baktı. Diğer iki genç hekim bakmamıştı ama o sizin gibi baktı. Sonra biraz kolumu çekti, dedi ki o bandajla devam et, çok güzel olur merak etme, kaynar dedi". Arkadaşım devamında "Hocam gerçekten siz ve sınıkçı bu işi biliyorsunuz" gibisinden şeyler söyledi. O kadar çok şeyi normal olarak kabul etmek veya çoğumuzun yaptığı gibi normalleştirmek zorunda kaldım ki, bu da öyle bir şey olarak, beynimin kayıtlarına girdi. 

Manuel tedavi, Kayropraksi, kinezyo bant veya benzeri tedavilerin ucuz olması yaygınlaşması önündeki büyük bir engel olabiliyor. Sonuçta ciddi bir medikal tıbbi cihaz sektörü var. Ve bu sektörün çalışması, çalıştıkça daha yeni ürünler üretmesi gerekiyor olabilir. Yine birbiri içine giren, gerçekler ve yanlışlıklar kesişen kümeleri söz konusu. Uzun yıllar aldıkları eğitimleri bir anda değiştirebilen basit ve ucuz çözümler. Biz bunu yapmak için mi bu kadar yıl okuduk, eğitim aldık, kendimi bu kadar düşürmem doğru olmaz, olmamalı, bunlar dalga geçilecek-geçici tedaviler, eninde sonunda bana gelecekler, ameliyat olacaklar düşünceleri. Kolay değil. Hem ucuz olana pek rağbet olmuyor biliyorsunuz. Her ne kadar, bazı manuel terapi yapan ismi çıkmış kişiler, yüksek ücretler talep etseler de, yaygınlaşması ve ciddi talep görmesi henüz gerçekleşmiş değil. 

Dönelim tekrar sınıkçılara. Onlarla ilgili son iki söz daha söyleyeyim konuyu bitireyim. Röntgen isteyen sınıkçılar olduğunu önceki yazımda söylemiştim ama tekrar etmekte fayda görüyorum. Çok yoğun çalıştığım dönemde, buna şahit oldum. Açık sözlü bir hasta, sadece film çektirmeye geldiğini beyan etti bu nedenle. Sınıkçılarla ilgili ikinci ve son konu biraz duygusal... Aldıkları paralarla ilgili. Genellikle tıbbi bir merak çerçevesinde (?), sınıkçıya ne kadar verdiniz dediğim hasta ve hasta yakınları önce bir şey almadı diyorlar. Sonra illaki bir şey almıştır diye biraz üsteleyince, genellikle aynı cümleyi kuruyorlar. "Gönlünüzden ne koparsa bırakın dedi".


bir blog ekledi 

Genelde tıp bilimi ve özelde alanım olan ortopedi-travmatoloji biliminde tedavi olarak yaptığımız; iyileşme mekanizmalarına destek vermek ve onların rahatça çalışacağı bir ortam hazırlamaya çalışmaktır. Bir örnekle açıklamak gerekirse; bir kırık oluştuğunda, kırık kemik uçları birbirinden uzakta kalırsa; kemik iyileşme hücreleri kaynamayı yani kırık kemik uçları arasında bağlantı sağlamayı başaramaz. Ortopedi-travmatoloji uzmanı olarak, birbirinden uzakta duran kemik kırık uçlarını yaklaştıracak bir tedavi uygulayarak -örneğin ameliyat- iyileşme için uygun ortam sağlamaya çalışıyoruz aslında. Esas iyileşmeyi kim yapıyor? Vücudumuzun kendisi. Genellikle hekimlerin görevi iyileşme için uygun ortam sağlamak olarak kısaca söylenebilir. Buradan bir sonuç daha çıkartabiliriz. Eğer vücudun kendi iyileşme mekanizmaları olmasaydı, tıp bilimi başarılı olamazdı. Koruyucu hekimlik uygulamalarını yani hastalıklar oluşmadan, önlenmesini amaçlayan hekimlik kısmını burada biraz ayrı tutmak gerekir. Koruyucu hekimlikte; iyileşme mekanizmalarının bozulmasını engellemek için bir uğraş vermemiz gerekmektedir.

Son yıllarda teknolojik ilerlemenin getirdiği yansımalar tıp alanında da karşımıza çıkmaktadır. Hemen ilk aklımıza iyileşmeyi hızlandırmak gelmektedir. Aslında halen iyileşme için iyi ortam sağlamakta çok iddialı olduğumuzu söyleyemeyiz. Bir alanı bitirmeden diğer bir başka alanda araştırma yapmaya çalışıyoruz aslında. Belki de doğrusu bu. Bilmiyorum. Buradaki sıkıntı bir hocamızın örnek verdiği gibi, iyileşme mekanizmalarını hızlandırmaya çalışmak, bir bebeğin erken gelişimini sağlamaya çalışmak gibidir. Erken doğum ve beraberindeki başka sorunlara yol açabilir. Hayatın her anında hızlanmanın görüldüğü dünyamızda, henüz her türlü iyileşmede hızlanma sağladığı gösterilen bir ürün ortaya konulamadı veya bulunamadı. Her bilim dalında olduğu gibi ortopedi ve travmatoloji alanında da, kemik, kıkırdak ve kas gibi birçok dokunun iyileşmesini hızlandırmak adına çok sayıda çalışma yapılmıştır. Geldiğimiz noktada her hastada etkili olan, %100 kaynama garantili, iyileşme garantili bir ürün henüz bulunmamıştır. 

Bu arada kemik suyunun kırık kemik kaynaması, iyileşmesi üzerine  etkisi ile ilgili 2011 yılında bir çalışma planlamıştık. Gerçekten kaynatılan kemikten kaynatma suyuna başta kalsiyum olmak üzere kemik içerisindeki elementler ve bazı kimyasallar geçmekte miydi? Çalışma 2 aşamalıydı. Önce bu sorunun cevabı verilecek, ikinci aşamada ise kırık iyileşmesinde kaynatılmış kemik suyunun etkinliği deneysel olarak araştırılacaktı. Birinci aşamasını gerçekleştirdiğimiz çalışmada, başta kalsiyum olmak üzere, birçok elementin kaynatma süresine ve tuz eklenip eklenmemesine bağlı olarak, kaynatılmış suda arttığını gördük. Vücutta çok az miktarda bulunan ama önemli role sahip olan eser elementler de kaynatma suyunda bulundu. Diğer yandan yapılan çalışmalarda, özellikle uzun-büyük kemik kırığı ile beraber, iyileşmenin belli döneminde D vitamini ve kalsiyum ihtiyacının arttığı gösterildi. 

Sonuç olarak; iyileşme ve onu hızlandırmaya yönelik çalışmalar teknoloji hızlandıkça, dünya hızlandıkça artarak devam edecektir. Bu aslında hücrenin sırlarının keşfedilmesi ile yakından ilişkilidir. İyileşme mekanizmaları hakkındaki bilgilerimiz arttıkça, vücudun kendi kendini iyileştirmesi için hekimler olarak çok daha iyi ortamlar oluşturacağız. Temel tıp bilimlerindeki araştırmalar bu nedenle önemlidir. Kliniğe, pratiğe yansımaları çok geç ortaya çıksa da, tıp biliminin temellerine önem vermemiz gerektiği bir kez daha aşikardır.

Sosyal Medya Hesapları
Harita
Tıbbi Makaleler

Hekim.Net

Close