Uzm. Dr. Başar Akman - Psikiyatrist & Psikoterapist - Bakırköy - İstanbul

  • 351

özellikle ilgilendiğim alanlar evlilik terapisi, bireysel psikoterapi, ergen psikoterapisi, panik bozukluğu, alkol/madde bağımlılıkları, bipolar bozukluk, obsesif kompulsif bozukluk, cinsel işlev bozuklukları, şizofreni, hipokondriyasis 

Şizofreni halk arasında yerli yersiz kullanılan hastalık isimlerinden birisidir. Ben şizofrenmiyim, şizofren mi olacağım, o şizofren mi seklide çok sık etiketlenmenin yapıldığı bir hastalık. Halbuki Şizofreni çerçevesi iyi bilinen bir tablodur, evet bir spektrum gibi yani bir yelpaze gibi çok farklı tipleri mevcuttur ve özünde düşünce bozuklukları vardır. Psikiyatride psikoz, hayalle gerçeğin birbirine karışması, hangisi hayal hangisi gerçek kişi kendi kafasında yazdığı kendi algılarıyla değerlendirdiği durumların içinde kaybolur, hangisi hayal hangisi gerçek birbirine karışır, kişinin algıları bozulur, çağrışımları bozulur, giderek dış dünyaya uyumu bozulur. Psikoz dediğimiz bu hayalle gerçeğin birbirine karışma hali sadece sizofrenide değil birçok durumda görünebilir onun için psikoz olan bir çok durum şizofreni olmayabilir. Alkol ve madde kullanımlarında dönemsel psikotik haller gözükebilir. A tipi psikoz denilen bir tablo vardır. Yani tipik olmayan psikoz halleri, şizofreni denilmemiş psikoz halleri. Ataklarla seyreder, aralarda tam düzelmelerle seyreden bir psikotik halleridir. Ama şizofreni genelde kronik seyirli yani sürgit seyirli bir rahatsızlıktır, devamlıdır. İnsanın olmayan şeyleri işitmesi olmayan şeyleri görmesi gibi halisünasyon dediğimiz haller olabilir. Giderek konuşma ve düşünme içeriğinde bir fakirleşme azalma olabilir. Giderek kişi dış dünyadan kopmaya başlar ve kendine bakımı azalabilir ve işlevselliği azalır. Eğer çalışıyorsa mesleki performans düşer veya tamamen kaybolur. Başkalarının bakımına muhtaç hale gelebilir.

Şizofreni tedavisinde kişi, Ailesiyle birlikte tedavi olmaıdır. Yani aileyi de tedaviye dahil etmek lazımdır, çünkü ailenin bilgilenmesi önemlidir. Hastayla o düşünce bozukluklarını tartışmamak önemlidir.

İlaç tedavisi şizofrenide çok önemlidir. Tedavi dediğimiz bir kavram var, yani tedavinin aksamaması, bunun için hasta yakınlarının bunu sahiplenmesi önemlidir, yaşam boyu sürecek bir tedavidir. Eğer tedavi uyumu oturursa, şizofreni hastalığının hastaya vereceği zararlar en aza indirilebiliyor.

Yine sık görünen durumlarda bir tanesi, Ailenin az bilgilendirilmiş olmasıdır, bu konuda doktorlardan bilgi talep edilmelidir.

Obsesif Kompulsif Bozukluk nedir?

Halk arasındaki adıyla takıntı hastalığı ciddiye alınması gereken bir psikolojik rahatsızlıktır. Obsesif Kompulsif Bozukluk bir akıl hastalığı veya delilik hali değil, psikolojik bir bozukluktur.

Bu hastalıkta da bir biyolojik bir alt yapı vardır. Yani beyin biyolojisi vücut kimyasıyla ilgili, bir ilaç desteği gerektiren bi durum vardır. Bu hastalıkta ilaç tedavisi şarttır, ama sadece ilaç tedavisi ile düzelmez, psikoterapi desteği de şarttır. Kişide bir takım, takıntılı haller vardır. Örnek olarak, kirlenme takıntısı ve temizlenme halleri, elim yeterince temizlenmedi, kirlendi ve temizlenmedi döngüsü gibi benzer şeylerin  içerisinde devamlı uğraşabilir. Kapıları, tüpleri, muslukları açıp kapatıp kontrol edebilir, kapattım mı? kapatmadım mı? Emin olamama halleri, titizlik ,detaycılık, mükemmeliyetçilik eşlik edebilir. Çok yıpratıcı yorucu bir rahatsızlıktır. Kişiyi de etrafını da çok yıpratır. Obsesif Kompulsif  vakalarının ortalama olarak, insanların üçte biri belirgin derecede düzelir. İkinci üçte biri kısmen düzelir. Son üçte biri de düzelmez. Tedaviye dirençlidir. Burada insanların hangi guruba gireceği, kişinin kendi çabasına, umuduna ve gayretine bağlıdır. Eğer kişi ben bunlarla başa çıkmayı öğrenemem derse büyük olasılıkla öğrenemez. Eğer kişi “Hayır ben bunlarla başa çıkmayı öğreneceğim!” derse ve bir takım terapi desteğiyle takıntıya harcadığı mesailerin içeriği ve  şiddeti giderek azalır ve kapsüle eder. Aksi halde hayatının her yanına dağılır ve kişi hayatın diğer cephelerini ihmal etmeye başlar. Bir tür kilitlenme hali olur, sürekli bir tehlike algısı ve tedbir arayışı olur. Halbuki kişiye şunu öğretmeye çalışıyoruz, bak sen bir şekilde yaşam tablonun o kadar küçük bir alanıyla uğraşıyorsun ki, tablonun bütününü göremez hale geldin. Şu takıntılarını bir daraltalım ve hayatın diğer cephelerine de yatırım yapman önemli, yeni cepheler açman önemli, hayatında başka etkinliklere aktivitelere zaman ve enerji ayırması o opsesyon mesaisini azaltabilir, Ama kişi antenlerini açıp sürekli bir tehlike algısı ve tedbir arayışına girerse, giderek bu kaygılar artıyor. Kişinin öğrenmesi gereken şeylerden birisi de şudur,

“Dünya emniyetli bir yer değil ve olmayacak, hep bir takım riskler var ve hep olacak ve bunla yaşamayı öğreneceğim” diyen kişiler takıntılarıyla başa çıkmayı öğreniyor.

Bipolar bozukluğu nedir?

Bipolar bozukluk, Halk arasında daha sık adıyla bilinen manik depresif hastalık (bu hastalığın eski adı aslında ama hala kullanabiliyor). Diğer isimleri iki uclu mizac bozukluğu, ya da iki uclu duygudurumu bozukluğu diye de geçiyor. Kişinin mizacında bir takım inişler çıkışlar oluyor. Bir takım dalgalanmalar oluyor. Eski adıyla halet-i ruhiyesinde bir takım iniş çıkışlar oluyor. Kimi zaman kişi içine kapanıp, çökkün hissedebiliyor, kendine güvende azalma, moralsizlik, hiç bir şeyden zevk almama yani depresyon döneminde yani çökkün bir dönemde olabiliyor. Bir uçta depresyon oluyor, diğer uçta tam tersi belirtiler oluyor, kendine güvende artma, çok gülme, güldürme. Aşırı neşeli olma, şarkı türkü söyleme, çok alışveriş yapması, makyaj yapma. Bir coşku hali, sebepsiz bir neşe hali, buna mani deniyor. Bir uçta mani var diğer uçta depresyon var.

Bipolar ya da manik depresif hastalık , sık görünen bir hastalık. Ataklarla seyrediyor. Bazen bir yada iki atak olup sonra uzun yıllar atak olmayabiliyor. Bazen tam iyileşmeye girebiliyor.


Bipolar bozukluğu nedir?

Bipolar bozukluk, Halk arasında daha sık adıyla bilinen manik depresif hastalık (bu hastalığın eski adı aslında ama hala kullanabiliyor). Diğer isimleri iki uclu mizac bozukluğu, ya da iki uclu duygudurumu bozukluğu diye de geçiyor. Kişinin mizacında bir takım inişler çıkışlar oluyor. Bir takım dalgalanmalar oluyor. Eski adıyla halet-i ruhiyesinde bir takım iniş çıkışlar oluyor. Kimi zaman kişi içine kapanıp, çökkün hissedebiliyor, kendine güvende azalma, moralsizlik, hiç bir şeyden zevk almama yani depresyon döneminde yani çökkün bir dönemde olabiliyor. Bir uçta depresyon oluyor, diğer uçta tam tersi belirtiler oluyor, kendine güvende artma, çok gülme, güldürme. Aşırı neşeli olma, şarkı türkü söyleme, çok alışveriş yapması, makyaj yapma. Bir coşku hali, sebepsiz bir neşe hali, buna mani deniyor. Bir uçta mani var diğer uçta depresyon var.

Bipolar ya da manik depresif hastalık , sık görünen bir hastalık. Ataklarla seyrediyor. Bazen bir yada iki atak olup sonra uzun yıllar atak olmayabiliyor. Bazen tam iyileşmeye girebiliyor.

Bipolar Hastalığın Sebepleri

Genetik kökenli bir rahatsızlık olduğu için, biz insanlara şunu söylemeye çalışıyoruz, Aynı diyabet ve tansiyon hastalığı gibi, bunun genleri sizde var ve yaşam boyu da bu genler size eşlik edecek. Esas mesele ataklardan korunmak. Eğer durumunuzu kabul ederseniz ve tedaviden kaçınmazsanız, bu hastalık başınızı ağrıtmaz. Daha az atak geçirebilirseniz, ya da ataklarınız şiddeti daha düşük olur.  Bu hastalıkta ilaç tedavisi çok işe yarar. Lithium yada valbarat hammaddeli bir takim ilaçlar var. Tüm dünyada hala çok memnuniyetle kullanılıyor. Ayrıca ilaç tedavisi sayesinde kişinin hayatı bu hastalıktan çok olumsuz etkilenmiyor. Bu hastalıkta kişinin ailesinin bilgilendirilmesi çok önemli.

Bipolar bir Akıl Hastalığı Değildir

Hastalığın ne olup, ne olmadığı önemlidir. Mesela şu çok net, Bipolar bozukluk olan durum bir akıl hastalığı değildir yada şizofrenik bir durum değildir. Duygularda bir takım dalgalanmalar vardır. Lakin, dönem dönem bir takım düşünce bozuklukları eşlik eder ama geçicidir. Bipolar hastalığı olan insanları zeka seviyesi normal yada kimi araştırmalar göre zeka seviyesi ortalamanın üstündedir. Bipolar insanlar ayrıca yaratıcılığı yüksek insanlardır. Yeter ki hastalıklarını kabul etsinler, tedavi görsünler, ilaçlarını kullansınlar, o zaman bu hastalığın dezavantajlarını daha az yaşarlar, ve avantajlarını yaşayabilirler. Amerikalılar bu hastalık için “God’s gift” derler, tanrı vergisi manasında. Çünkü yaratıcılığı yüksek insanlardır.

Bu hastalıkta insanlar ben deli değilim akıl hastası değilim deyip doktora gitmeyi ihmal eder. Halbuki bir psikiyatriste gelse, doktor da ona şunu diyecektir : “Sizin durumunuz bir akıl hastalığı, delilik değil, ama ciddiye almanız gereken bir mizac bozukluğunuz var.”

ANKSİYETE NEDİR?

Anksiyete: “endişe, kaygı” demektir.

Anksiyete; kişide hem RUHSAL, hem de BEDENSEL belirtilerle kendini gösterir.

Anksiyetenin RUHSAL belirtileri:

Kaygı, endişe, panik, korku, tedirginlik, huzursuzluk, iç sıkıntısı, gerginlik, “diken üstünde hissetmek”, “her an kötü birşey olacakmış hissi”, “sevdiklerimin başına kötü birşey geleceği endişesi”, “sebepsiz endişe ve korku hali”, “ani bir ses duyunca irkilmek”, “sanki arkamda birisi var korkusu”. “Panik” duygusu da, “obsesyon” olarak adlandırılan “takıntılar” da, “fobi” denilen “korkular” da, aslında farklı anksiyete çeşitlerindendir.

Anksiyetenin BEDENSEL belirtileri:

Çarpıntı, terleme, titreme, kas ağrısı, göğüs ağrısı, nefes almakta güçlük, karın ağrısı, bulantı, kusma, iştahsızlık, fenalık hissi…

ANKSİYETE NEDEN OLUR?

Her anksiyete; bir hastalık veya bozukluk değildir. Anksiyete; çoğu zaman; olağan bir ruhsal ve bedensel reaksiyondur.

Anksiyete; kişinin maruz kaldığı iç ve dış streslerle mücadelesinin bir işareti olabilir.

Her insanın; kökleri geçmişten gelen ihtiyaçları, çatışmaları, ikilemleri, çelişkileri vardır. Anksiyete; kişinin kendi iç dünyasındaki bu ihtiyaçların veya çatışmaların sonucu da olabilir, sebebi de.

Günümüz modern dünyasında; yaşadığımız çağı:

“anksiyete çağı”

“boşluk çağı”

“yalnızlık çağı”

gibi isimlerle adlandıran psikoloji uzmanları, felsefeciler, sosyologlar bulunmaktadır.

Günümüzde insanların çoğu, bir makina gibi; para, statü, başarı, güç, prestij, mülkiyet, popülerlik, güzellik, beğenilmek, onaylanmak…peşinde koşuyorlar ve kendi ruhlarını ihmal ediyorlar. Nasıl bir hayat yaşamak istediklerine kafa yormuyorlar. Bunun doğal sonuçlarından birisi de anksiyete oluyor.

ANKSİYETE BOZUKLUĞU NEDİR? NE DEĞİLDİR?

Kişinin yaşadığı kaygı, endişe, panik, gerginlik… gibi ruhsal hallerin, veya çarpıntı, terleme, nefes almakta güçlük, fenalaşma, ağrı, uyuşma vb. gibi bedensel hallerin şiddeti, sıklığı ve süresi arttıkça kişi, anksiyete belirtileriyle başa çıkmakta zorlanır. Bu da kişinin yaşam kalitesini giderek daha da olumsuz etkiler. Zaman zaman yoğun “anksiyete krizleri” yaşayabilir.

Kişi; anksiyetesinden çabucak kurtulmaya çalışır ve bunu yaptıkça anksiyetesi daha da artar ve bu kaygılı süreç giderek kişinin umudunu, enerjisini, zamanını çalar.

Yoğun anksiyete yaşayan kişinin hayatı: sürekli bir tehlike algısı ve tedbir arayışına dönüşebilir.

Bu kısır döngü giderek insanın bedensel, ruhsal, sosyal hayatını olumsuz etkileyebilir.

ANKSİYETE BOZUKLUĞU:

  • “Sadece psikolojik bir durum” değildir.
  • Psiko-somatik, psiko-fizyolojik, psiko-kimyasal kökenleri vardır. Yani psikolojik gerilim bedene de yansımıştır. Bedensel gerilim, psikolojiyi de yansımaktadır. Bir kısır döngü oluşur.
  • Stres; vücutta stres hormonları salgılanmasına yol açar. Salgılanan stres hormonları: çarpıntı, nefes almakta güçlük, terleme, ağrı… gibi bedensel belirtilere yol açar.
  • Yaşanan anksiyete halleri: güçsüzlükle, iradesizlikle, zayıflıkla, akılsızlıkla ilgili değildir. Bu nedenle, anksiyete; sadece akılla, iradeyle, güçle düzeltilemez.
  • Anksiyete Bozukluğu: tıbbi bir hastalık değildir. Yani tıbbi bir organsal yetersizlik durumu değildir. Sanıldığı gibi tıbbi riskler içermez. Bu nedenle; Anksiyete Bozukluğu yaşayan kişi, tekrar tekrar tıbbi tahliller yaptırmaktan, acil tıbbi destek arayışlarından uzak durmadıkça, iyileşmesi güçtür.
  • Anksiyete Bozukluğu “akıl hastalığı”, “delilik”, “zeka geriliği” veya “kişilik bozukluğu” DEĞİLDİR.

Kişi “aklını kaçırmaktan” veya “delirmekten” korksa da; anksiyete bozukluğu böyle bir şeye asla yol açmaz. Anksiyete bozukluğu tedavisinin başlangıç döneminde: ilaç tedavisi ile birlikte psikoterapi desteği alınması en verimli sonucu sağlamaktadır. Orta ve uzun vadede; anksiyete bozukluğunun esas tedavisi ilaç değildir. Anksiyete Bozukluğu’nun esas tedavisi: psikoterapidir. Psikoterapi; zaman, enerji ve ekonomik bir bütçe gerektirir.

  • Kişinin; anksiyetesinin kaynaklarıyla yüzleşmesi ve başa çıkma stratejilerini öğrenmesi için profesyonel bir psikolojik destek alması önemlidir.
  • Bütün bunlar için; kişinin umutla, istekle, cesaretle, sabırla, kararlılıkla çabalaması ön koşuldur.
  • Anksiyete Bozukluğu; sık görülen ve ciddiye alınması gereken bir bozukluktur, çünkü kişinin zamanını ve enerjisini çalarak, yaşam kalitesini gerçekten düşürür.
  • Anksiyete Bozukluğu; doğru sürede, doğru tedaviyle tamamen iyileşebilen bir bozukluktur.
  • Sadece psikiyatristin dış desteğiyle asla tam olarak iyileşemez, kişinin kendi tedavi sürecine kendi ruhunu katması çok önemlidir.
  • Alkol veya madde kullanımı, uzun süreli uyku bozuklukları, aşırı stres veya yorgunluk gibi insanın ruhsal ve bedensel sınırlarını zorlayan durumlar; Anksiyete Bozukluğu’nu tetikleyebilir.
Üyelik
Tıbbi İçerik Yazarı
Bilgi
Kuruluş Adı:
Uzm. Dr. Başar Akman - Psikiyatrist & Psikoterapist - Bakırköy - İstanbul
Doktor Adı:
Başar Akman
Telefon Numaraları:
+902125612949 - +902125439642 - +905057648799 - +905333624422
Sokak ve bina adresi:
Zuhuratbaba Mahallesi, Dr. Tevfik Sağlam Caddesi, Şenyuva Sokak, Zeylan 1 Apt, No:2/1, Daire:6
Mahalle:
Bakırköy
Kurum / Kuruluşun Bulunduğu Kent:
İstanbul
Harita
Tıbbi Makaleler

Hekim.Net

Close