ismail tosun

  • 434
Profil Doluluğu
Giriş yapmamıs kullanıcılar 'Profil Mükemmeliğini Gör' eylemini kullanamazlar.

adıyamanda toprakla uğraşmayı seven yarı çiftçilik yarı doktorluk yaptığımız bir hayat

Profil Akışı
ismail tosun bir gönderi ekledi

Megri kasabası nasıl Fethiye oldu ....

 İstanbul Ayazpaşa'da doğmuş olan Tayyareci Fethi bey 1907 yılında Bahriye Mektebi'ni bitirdi. Mesleğinde ilerlemek için 1911 yılında gittiği İngiltere Bristol Uçak Fabrikası'nda aldığı havacılık eğitiminden dönünce yüzbaşılığa yükseldi. Bir süre İstanbul'da çeşitli gösteri uçuşları gerçekleştirdi. 

Tayyareci Fethi Bey ve yardımcısı Sadık Bey MUAVENET-İ MİLLİYE isimli BLERIOT XI/B, uçağı ile İstanbul-İskenderiye uçuşunu gerçekleştirmek için 8 ŞUBAT 1914 de uçuşuna başladı. Konya, Ulukışla, Adana, Humus ve Şam üzerinden İskenderiye'ye uzanan bir hava yolculuğunu gerçekleştirmek isterken Şam'ın Taberiye ilçesi şimiriye bucağı yakınlarında düşerek Türk havacılık tarihinin ilk şehidi oldu. Mezarı Şam yakınlarında Selahattin Eyyubi Türbesi'ndedir... 

”Fethi Bey'in hedefine varamadan şehit düşmesi, o günlerde ülke çapında büyük üzüntüye yol açmıştı.  Muğla'nın Megri kasabasına Fethiye adı verilişi bu üzüntüden dolayidir.  Günümüzün güzel kenti Fethiye'de bir parkin içinde Tayyareci şehit Fethi Bey'in bir büstü bulunmaktadır.”

 " Aslan uçtu " diye söylenir methi ; 

Bu kutsal toprağın çocuğu Fethi.. 

Kahrolur darbanla elbet her zeman 

Olursa bakış yan ve maksat eğri ; 

Bak ; Fethiye oldu sayende Meğri , 

Kartalım ! gölgende hürdür bu vatan

ismail tosun bir gönderi ekledi

O zamanlar tığ gibi delikanlı, cepte para çok. Oyuncu bir de, Mavi Boncuk filmini cekiyoruz. Bir gün setten çıktık eve gidiyoruz. 

Ben Laleli'de oturuyorum. Kemal, benden önce çıktı. Herkes yevmiyesini almış, taksiyle giden gitti, kendi arabasıyla giden gitti. 

Ben baktım ki Kemal yürüyerek gidiyor; üç kilometre var gideceği yere. Her gün yürüyerek gidip geliyor. Merak ettim, nereye gidiyor bu adam böyle diye. 

Uzun süre yürüdü,sonra bir bankta bir adam yatıyordu. Kaldırdı adamı, bir şeyler konuştular, sonra cebinden para çıkarıp verdi. Şaşırmıştım. Sonra biraz daha ilerde bir lokantaya girdi, bir şey yemeden çıktı, oraya da para verdiğini görmüştüm... 

Bıraktım takibi, banktaki adama yaklaştım: 'Tanıyor musunuz o az önce size para veren adamı?' dedim. 'Adını bilmem, sormam da, her gün para verir bana.' dedi.Teşekkür ettim. 

Az ilerdeki lokantaya gittim: 'Az önce gelen beyin borcu mu var size?'dedim. tanımadılar beni: 'Kemal abi'nin mi, yok hayır bize her gün evsizler uğrar, yemek yediririz, o da sağolsun, onların yemek masrafını öder.' dedi.. 

Ertesi gün Kemal'in yanına gittim. 'Sen ne güzel bir adamsın ya.' dedim, ne olduğunu anlayamadı, sarıldım ağladım.. 

'Ölme sen benden önce..' dedim, ama dinletemedim.

 Emel Sayın

ismail tosun bir gönderi ekledi


Feyzi Bey ...

Alman asıllı Nobel fizik ödüllü Wilhelm Conrad Röntgen in X ışınını 8 kasım 1895 tarihinde keşfetmesinden sadece 6 ay sonra İstanbul da X ışınını kendi imkanlarıyla üretip Dömeke harbinde yaralanan askerlerin el ve ayak filmlerini çekmiş kahraman bir doktordur.

Askeri Tıbbiye’de son sınıfta iken Semaine Médicale dergisindeki Prof. C.M. Garielin’in“Les Recherches du Prof. Roentgen et la photographie à travers les corps opaques” Röntgen ve opak organlar aracılığıyla fotoğraf araştırmaları”başlıklı makalesini okur.

Fizik ve elektriğe büyük ilgisi olan Dr Feyzi okuduğu buluşun tesiriyle hemen harekete geçerek laboratuvarda bulunan bir Crookes tüpü ve Ruhmkorff bobini ile bir aygıt kurar.

Ülkemizde tıbbi ortamda ilk X – ışınını elde eder.

Hocaları Cemil Beyden izin alarak ilk denemelerini kendilerinden iki yıl küçük olan Dr. Akil Muhtar Özden’in elinin röntgenini çekerek yaparlar.

1897 senesinde patlak veren Osmanlı-Yunan savaşında, Teselya’dan İstanbul’a nakledilen ağır yaralılar geçici olarak Yıldızdaki Askeri Hastaneye yatırılırlar.

Son sınıf öğrencileri Esad Feyzi ve arkadaşı Rıfat Osman bu ilk denemeden sonra uygulamayı yaygınlaştırmak amacı ile Yıldız Hamidiye Sultan İmparatorluk Hastanesi baş cerrahı Prof.Dr.Cemil Topuzlu Paşaya başvururlar

Cemil Paşa’ya verdikleri dilekçede şunlar yazılıdır: Yıldız Haseki Hastanesi’nin başhekimi Cemil Topuzlu Paşa’ya “Yaralı Osmanlı gazilerinin yüce Yıldız Hastanesinde Tedavi altına alınacakları gazetelerde minnet ve şükranla okunduğundan, Tıp okulunun fizik laboratuvarında bulunan ve az noksanı olan, bilinmeyen şualar cihazının adı geçen yüce hastaneye nakli ile bedenin derinliklerinde yeri bilinmeyen kurşun ve mermi parçaları ile çeşitli durumlarda meydana gelen kemik kırıklarının mahiyyetlerini tayin için adı geçen cihazın tarafımızdan kullanılmasına ve bu suretle arzedilen x-ışınları uygulaması şerefinin uygarlık dünyasında Osmanlı Tıbbı’na verilmesine ve yaralıların uzun acılardan kurtarılmalarına lütfen zat-ı ali-i üstadenelerinin tavassut buyurmasını arz ve istirham ederiz.” Esad Feyzi, Rıfat Osman'ın.

Cemil Paşa talebi yerine getirir ve Yıldız Hastahanesi’nde ilk olarak sağ bilek kemiğine şarapnel saplanmış Boyabatlı er Mehmet Efendi’nin röntgeni çekilir. Resimdeki erin Cemil Paşa bu röntgene göre şarapnelini çıkarmıştır.

Bu röntgen filmi Cemil Paşa tarafından Sultan Abdülhamid Han’a takdim edilmiştir. Yeni bilimsel gelişmeler açık olan Sultan Abdülhamit her iki genç doktoru ödüllendirmiştir.

Bu konuda tecrübelerini 189'de “Röntgen Şu’â’âtı ve Tatbikât-ı Tıbbiye ve Cerrahiyesi” isimli elyazması kitapta neşreder. Buradaki bilgilere göre:

- X ışınları Kurşun ve top parçalarının bedendeki yerlerinin tayininde

- Özellikle çocuklarda rastlandığı üzere yemek borusuna kaçan yabancı cisimlerin yerlerinin tayininde

-Vücudun herhangi bir bölgesine batan ve kırılan iğne, tığ gibi cisimlerin yerlerinin tayininde

- Kırık, burkulma ve eklem çıkıkları tedavisinde

- Kemik hastalıklarının (kemik zarı iltihabı, kemik iltihabı, ilik iltihabı, kemik tüberkülozu, kas tüberkülozu, kemik sertleşmesi gibi) tanısında

- El ve ayak çarpıklıklarının incelenmesinde - Böbrek ve mesane taşlarının teşhisinde

- Uterus'taki fetus'un doğum öncesi ya da doğumzamanındaki durumu ve pozisyonunun tesbiti

- Adli tıp sahasında

- Gerçek elmasın sahte elmastan tefrikinde

- Posta ile gönderilenlerin incelenmesinde kullanılabilir. 1897 senesinde yüzbaşı rütbesiyle Tıbbiye’den mezun olan Esad Feyzi, burada “ilm-i hikmet-i tabiye” ve “ilm’ül-arz” ve “ilm’ül-maadin” derslerini vermeye başladı. Röntgen ışınlarını tanıtarak Tıbbiye’nin ders programına dahil olmasını sağladı.

Ayrıca Baş Cerrah Cemil Topuzlu Paşa’ya ricada bulunarak cerrahi bölümünde “Röntgen Şu’a’atı il Muayene Şubesi” adında bir şubenin açılmasını sağladı.

Mekteb-i Tıbbiye-i şahane den mezun olduktan 4 yıl sonra 1901 yılında 28 yaşında ve 3 aylık evli iken en verimli çağında yüzünde çıkan bir yaranın (erisipel) menenjite çevirmesinedeniyle yaşamını kaybeder.

Kısacık ömrüne sığdırdığı başarıları takdirlerin ötesindedir.

Öğrencisi Tevfik Salim Sağlam (1882 – 1963) vefatını şöyle anlatır.

“Fizik dersinin bir muallimi vardı Esad Feyzi Bey. Biz tıbbiyeye girdiğimiz yıl o yüzbaşı olarak mezun olmuştu. Sarışın, güleryüzlü, son derece zeki ve şakacı, sempatik bir insandı. Bize fiziğin anlayamadığımız bahislerini gayet açık, basit bir tarzda anlatırdı.

Tam araştırıcı ruhlu ve parlak bir geleceğe namzet kıymetli bir gençti.Henüz pek genç yaşında kaybettik. Aziz hocamızı gözyaşları içinde Karacaahmet’in selvileri arasında toprağa tevdi ettik” İşte bu genç ve idealist doktor erken yaşta hayatını kaybetmesine rağmen ismini Türk Tıp Tarihi'ne altın harflerle yazılmasını başarmıştır.

Türk Tıbbı Selçuklu'dan Osmanlı'ya oradan Türkiye Cumhuriyeti'ne bir bütündür ve her tarihte dünya literatürünü yakında takip etmiş, gelişmelere tepkisiz kalmamıştır.

Askeriye ile birlikte bilimsel gelişmeler ve reformlar her iki kurumda da öncelikle ve hassasiyatle uygulanmış, kimi zaman öncü kimi zaman takipçi olarak geri kalmamıştır.

Yeniden öncü olduğumuz günleri görme umuduyla bu genç ve kahraman Türk Hekimi Esad Feyzi Bey'i anarken merhuma Allah'tan rahmet, bu zor günlerinde çalışmalarını aksatmayan tüm meslektaşlarıma başarılar dilerim.

KAYNAK Dr. Alpaslan Aykaç Prof Dr Aytekin BESİM Prof Dr Metin ÜNSAL

Dr. Mustafa Kebat hocam dan alıntıdır.





ismail tosun bir fotoğraf ekledi
ismail tosun bir gönderi ekledi

Titanik batırıldı mı?



Bu hikaye, paranormal hikayeler arasında belki de en iyi belgelendirilmiş olanıdır.Bu sebeple günümüzde bile sebebi çözülememiş sırlar barındırır. Adına bulmacalardan aşina olduğumuz ve İsa'dan 1500 yıl önce yaşayan Mısırlı Prenses Amen-Ra öldükten sonra dönemin geleneklerine uygun olarak mumyalanmış ve tahta bir tabuta konmuştur.Öldükten sonra Nil Nehri'nin kıyılarındaki El Uksur bölgesinin derinliklerinde bir mahzene gömülmüştür.

1890'ların sonunda bölgeyi ve kazı çalışmaları ziyaret eden 4 ingiliz'e, Amon-Ra'nın kalıntılarını ve mezarını satın alabilecekleri söylenir. Onlar da aralarında bir kura çekerler ve şanslı kişi binlerce sterlin ödeyerek tabutu satın alır ve geçici olarak kaldığı otele taşıtır. Bir kaç saat sonra adamı çöle doğru yürürken görürler ve bir daha geri gelmez. Kalan 3 adamdan birisi ise ertesi gün Mısırlı bir hizmetçi tarafından yanlışlıkla kolundan vurulur. Kolu o kadar parçalanmıştır ki zamanın tıbbi imkanları yarayı kapatmaya yetmemiş, kanamayı durduramayıp kolu kesmek zorunda kalmışlardır. Kalan iki kişiden biri İngiltere'ye döndüğünde tüm banka hesaplarının boşalmış olduğunu görür ve diğeri uzun süre farklı farklı hastalıklarla boğuşur. Bu hastalıklar yüzünden de işini kaybeder ve sokaklarda gezen evsiz biri olarak hayatına devam eder.

Hali hazırda İngiltere'de bulunan tabutu, yaşanan tüm bu talihsizliklere rağmen Londralı bir iş adamı satın alır. Kısa bir süre sonra adam ailesiyle birlikte bir trafik kazası geçirir ve birkaç gün sonra da evinde yangın çıkar. Tüm bu olaylardan sonra iş adamı, tabutu British Museum'a(ingiliz Müzesi) bağışlar. Tabut, bir kamyonetle müzeye götürülür. Müzenin bahçesine indirilmeye çalışılırken kamyonetin tekerleri geriye kayar ve kamyon devrilir. Tabut bu kazadan hiçbir hasar almamıştır. Sonrasında iki işçi, tabutu müzenin içinde koyulacağı yere taşırken işçilerden biri yere düşer ve bacağı kırılır. Diğer işçi ise sağlıksal hiçbir problemi olmamasına rağmen 2 gün sonra aniden ölür.Amon-Ra'nın tabutu müze içine yerleştirildikten sonra da talihsizliklerin önü kesilmez.

 Müzenin gece bekçileri, içeriden çekiç darbesi ve hıçkırarak ağlama sesleri geldiğini söylerler. Bir gece Amon-Ra'nın tabutunun bulunduğu odadaki diğer eserler etrafa savrulur. Oda savaş alanına döner ve bu arbede sırasında gece bekçilerinden biri hayatını kaybeder. Artık bekçiler ve hatta temizlikçiler bile o odaya girmek istememektedir. Bu olaylar sonucunda artık tabutun sergilenmemesi gerektiğini düşünürler ve saklamak için bodrum katına indirirler. Bodruma indiren işçilerden biri aynı gün çok ciddi bir hastalığa yakalanır ve ertesi sabah da müze müdürü masasında ölü bulunur.Olaylar bu haliyle artık gazetelere de düşmüştür. Bir gazeteci-fotoğrafçı, haberlerde kullanmak için müzeye gelip tabutun fotoğrafını çeker. Çektiği fotoğrafları tab ettirmek için evine gider. Aynı günün akşamında evinde ölü olarak bulunur. Fotoğrafları sonradan görenler ise tabutun yanında ağlamakta olan korkunç bir insan yüzü figürü bulunduğunu söyler.

Müze, artık bu olaylara bir son vermek ister ve tabutu özel bir koleksiyoncuya satar. Bu koleksiyoncunun da başına gelenler çok farklı değildir ve o da bu tabuttan kurtulmak için onu çatı katına koyup kilitler. Koleksiyoncu, medyumluk alanında ün kazanmış Madame Helena Blavatsky'i, evine davet eder. Madame, evde kötü niyetli varlıkların olup olmadığını araştırırken çatı katındaki tabutu bulur. Ev sahibi, şeytan kovma ayini yaparak evi arındırıp arındıramayacağını sorar ancak Madame Helena, bunun mümkün olmadığını, şeytan çıkarma ayini diye bir şey olmadığını, kötü niyetli varlıkların bu yollarla kovulamayacağını söyler. Bunun üzerine koleksiyoncu tabutu müzeye iade etmek ister ancak müze geri almaz.Tabutun elden ele gezdiği bu yıllar boyunca 20'den fazla insan zarar görmüştür. 

En sonunda, Amerikalı bir arkeolog ve satranç ustası William T. Stead yüklü miktarda para verip mumyayı daha detaylı inceleyip araştırmak için satın alır ve gemiyle İngiltere'den, New York'a götürmek ister. Fakat, kötü şöhreti yüzünden mumyayı hiçbir gemi kabul etmez.. Ve sonunda büyük transatlantiğe gider ve gemiye almazlar diye korktuğundan, mumyayı Renault marka yeni bir otomobilin altına saklar! Ücretini öder ve gemiyle gönderilmesi için kargo bölümüne bırakır. Tabut 1912 Nisan'ında İngiltere'den New York'a doğru yola çıkar. Ne yazık ki gemi yolculuk sırasında buz dağlarına çarpıp, 14 Nisan 1912'de taşıdığı kargolar ve yaklaşık 1500 yolcusuyla birlikte sulara gömülür. Amon-Ra'nın tabutu da böylelikle okyanusun derinliklerine doğru yol alır.
Adam felaket gününden bir gün öncesine kadar kimseye gerçeği söylemez.İşte bu gemi, hikayesini hepimizin defalarca dinlediği ünlü Titanic'tir.


Bilgi
Ad Soyad:
ismail tosun
Tıp Fakülteniz:
TRAKYA ÜNİVERSİTESİ
Mezuniyet Yılınız:
2004
Uzmanlık Alanı:
Pratisyen Hekim
Çalıştığınız Kent:
Adıyaman
Çalıştığınız Kurum:

adıyaman 10 nolu asm

Tibbi Kariyeriniz:
Pratisyen Hekim
Üyelik

Onaylı+Web

Fotoğraflarım
Benim Videolarım

Hekim.Net

Close

Hekim.Net

Close