Profil Akışı

Siyonizmin ABD üzerindeki etkinligini açıklaması açısından güzel bir belgesel. 

"Saf" Amerikalilar geminin etrafında dolaşan İsrail uçaklarına el sallıyorlardi... Kısa süre sonra napalm bombaları ile saldırı başladı.

İsrail in Akdeniz'deki hafif silahlı Amerikan dinleme gemisine acımasızca saldırısı...

https://youtu.be/tlJqwHx8LjA


Sami Zan hocamız Çapanın efsanelerindendi.
Biz de onun hikayelerini Dahiliyeden önce Sami hocanın yanında Anatomi asistanlığı yapan Kerim Güler hocamızdan dinlemiştik...





Istanbul Tıp Fakültesi'nin anatomi profesörlerinden. Derslere espri kattığı için dersi alanlar dışında da çok dinleyicisi olduğu bilinir. Vefat ettiği zaman İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi'nin anatomi anabilim dalı başkanıydı.


1921 yılında İstanbul’da doğan Zan, Beşiktaş 19. İlkokulu ve Ankara İnkılâp İlkokulu’nda ilköğretimini, Çanakkale’de ortaokulu, İstanbul Haydarpaşa Lisesi’nde ise lise eğitimini tamamladı. 1940'ta, o tarihte Türkiye'nin tek tıp fakültesi olan İstanbul Tıp Fakültesi'ne girdi. 1945 yılında, henüz fakültenin 5. sınıfındayken başkentte Türkiye'nin ikinci tıp fakültesi olan Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nin açılması üzerine bakanlık emriyle stajlarını tamamlamak üzere bu yeni fakülteye transfer edildi ve 1946 yılında buradan mezun oldu.

Mezuniyetten sonra pratisyen hekim olarak askerlik görevini yerine getirdi. Askerlik görevi bitince kurada Mardin'in İdil ilçesini çekti ve mecburi hizmetini burada yine pratisyen hekim olarak tamamladı. 1948 yılında İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi Anatomi Enstitüsü'ne asistan olarak girdi. Dört yıllık ihtisas süresinin sonunda 1952 yılında asistanlık süresi sona erdi ve uzman oldu. Sami Zan Anatomi kürsüsünde çalışmaya devam etti ve 1955 yılında doçent, 1960 yılında da profesör oldu. 1978-1984 yılları rasında aynı kürsünün başkanlığını yürüttü. 1984'te kalp krizinden öldüğünde kürsü başkanlığı görevini sürdürüyordu.

1970'li ve 1980'li yıllarda dersleri ilginç kılmak için anlattığı açık saçık (ama konuyla ilintili) sevimli anekdotlarlar, fıkra ve özdeyişler, ayrıca kürsüdeki platformda öğrencileriyle birlikte canlandırdığı mizansenler (örneğin maket niyetine kullandığı bir öğrenciyi tahtaya çağırarak bazı aksesuarlarla sınıfa onu bir "penis" olarak sunması gibi) o kadar çok ilgi çekiyordu ki, onun ders verdiği günlerde anatomi amfisi diğer sınıflardan hattâ diğer fakültelerden gelen öğrenciler tarafından hıncahınç dolduruluyordu. Bu anektodlar kuşaktan kuşağa aktarılmış ve halen gülerek anlatılmaktadır.

Üniversitenin bu saygın ve çok sevilen hocasının adı İstanbul Tıp Fakültesi'nde temel tıp bilimlerine ait amfilerden birine verilmiştir.

Anekdotlarının yanı sıra sayısız özdeyişleri de olan Prof. Dr. Sami Zan’ın en ünlü sözlerinden biri de şudur: “Hekim olmak, her konuya hâkim olmaktır”

100 YIL ÖNCE...

NUTUK’ta Mustafa Kemâl Atatürk ülkenin 1919’daki genel durumunu anlatırken şu noktaların altını çizer:

‘I. Dünya Savaşı’nda yenilmiş zedelenmiş şartları çok ağır bir ateşkes anlaşması imzalamış bir devlet.’

‘Millet yorgun ve çok fakir.’

‘Milleti ve memleketi I. Dünya Savaşı’na sürükleyenler kendi hayatlarını kurtarma kaygısına düşerek memleketten kaçmışlar. Saltanat ve hilâfet makamında oturan Vahdettin soysuzlaşmış şahsını ve bir de tahtını koruyabileceğini hayal ettiği alçakça tedbirler araştırmakta. Damat Ferit Paşa ‘nın başkanlığındaki hükûmet âciz haysiyetsiz ve korkak….’

‘Ordunun elinden silâhları ve cephanesi alınmış ve alınmakta…’

‘Hıyanet çeteleri…’

İçerde İHANET ÇETELERİ son hızla örgütlenmekte..‘ İstanbul Rum Patrikhanesi’nde kurulan Mavri Mira Hey’eti illerde çeteler kurmak ve idare etmek gösteri toplantıları ve propagandalar yaptırmakla meşgul. ‘Ermeni Patriği Zazen Efendi de Mavri Mira Hey’eti ile birlikte çalışıyor. ‘(NUTUK)

Diyarbakır Bitlis Elâzığ illerinde İstanbul’dan idare edilen Kürt Teali Cemiyetinin amacı yabancı devletlerin himâyesi altında bir Kürt devleti kurmaktı.

Konya ve dolaylarında İstanbul’dan yönetilen Tealî-i İslâm Cemiyeti, İstanbul’da üyeleri arasında Osmanlı Padişahı ve Halîfesi Vahdettin Damat Ferit Paşa Dahiliye Nâzırı olan Ali Kemal Sait Molla’nın bulunduğu İngiliz Muhipleri Cemiyeti, ve Amerikan mandacılarından oluşan gruplar…

‘Ve Çare..’

Mustafa Kemâl Paşa devam ediyor…

‘DURUMUN DEHŞET VE KORKUNÇLUĞU KARŞISINDA HER YERDE HER BÖLGEDE BİRTAKIM KİMSELER TARAFINDAN KURTULUŞ ÇARELERİ DÜŞÜNÜLMEYE BAŞLANMIŞTI. BU DÜŞÜNCE İLE YAPILAN TEŞEBBÜSLER BİRTAKIM KURULUŞLARI DOĞURDU…’

‘Milletin durumu…’

Mustafa Kemâl Paşa birtakım öncü aydınların biraraya geldiğini anlatırken bir yandan halkın genel durumunu şöyle açıklıyordu: ‘Millet ve ordu Padişah ve Halife’nin hâinliğinden haberdar olmadığı gibi o makama ve o makamda bulunana karşı asırların kökleştirdiği din ve gelenek bağları dolayısıyla içten gelerek boyun eğmekte ve sadıktılar’.


Ayrıca yapılan psikolojik operasyon sonucu, batılı Devletlere asla karşı gelinemeyeceği, biri ile bile başa çıkılamayacağı düşüncesinin egemen hale getirildiğinin altını çizmişti..

‘Osmanlı Devleti’nin yanında koskoca Almanya Avusturya – Macaristan varken hepsini birden yenip yerlere seren İtilâf kuvvetleri karşısında yeniden onlarla çatışmaya varabilecek durumlara girmekten daha büyük mantıksızlık ve akılsızlık olamazdı. Bu zihniyette olan yalnız halk değildi; özellikle seçkin ve aydın denen insanlar böyle düşünüyordu…’ diye yazmıştı.

Yani, Millet, Kurtuluş çareleri ararken, ‘Batılı devletlere bağımlı, Padişah ve Halife’ye sadık’ kalarak bu çareleri arıyordu…

‘Benim kararım…’

Mustafa Kemâl Paşa verili durumda kendi kararını şu sözlerle açıklamıştı…

‘…Bu kararların dayandığı bütün deliller ve mantıklar çürüktü temelsizdi…. Bu durum karşısında bir tek karar vardı. O da milIî hâkimiyete dayanan kayıtsız şartsız bağımsız yeni bir Türk devleti kurmak!…

Yabancı bir devletin koruyup kollayıcılığını kabul etmek insanlık vasıflarından yoksunluğu güçsüzlük ve miskinliği itiraftan başka bir şey değildir…. Halbuki Türk’ün haysiyeti gururu ve kaabiliyeti çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir millet esir yaşamaktansa yok olsun daha iyidir!… O halde ya istiklâl ya ölüm!’

O ‘ruh’ ve ‘kurtuluş’!

Atatürk 1919 yılında telgraf la tüm yurtta vatansever derneklerle irtibata geçer. Mayıs ta havzada, haziranda Amasya’dadır. .Erzurum ve Sivas kongreleri Türkiye Büyük Millet Meclisini doğuracaktır. Sürekli DİRENME çağrısı yapar ve toplumu gruplara ayıracak SİYASİ PARTİ OLUŞUMUNA KARŞIDIR..

Müdafaayi hukuk dernekleri kısa zamanda tüm yurda yayılır… Kendiliğinden kurulup gelişirler Miralay Mehmet Arif bey durumu söyle özetler.’Vicdan ve hamiyet sahibi her insan, milli mücadeleye maddi manevi katılmayı namus borcu sayıyordu. Gençler, ak sakallılar ve çok sayıda kadın mücadele içine girdi.’

HER KESİMDEN İNSAN FARKLILIKLARI BİR YANA BIRAKARAK BELLİ İLKELER ÇERÇEVESİNDE İL İLÇE KASABALARDA ÖRGÜTLENDİLER

Atatürk bu örgütlerin kurulmasını BİR ELEKTRİK ŞEBEKESİ GİBİ DEVREYE GİREN TARİHİN EMRİ ! olarak niteledi.

ATATÜRK MÜDAFAA-İ HUKUK (HAKLARIN SAVUNULMASI) RUHUNDAN SÖZETMİŞTİR. BU RUHA MİLLİ VİCDAN ve onun oluşturduğu cepheye NAMUS CEPHESİ demiştir.

O ruh yerel ve bölgesel hareketi başlatmıştır. Dağınık birbirinden bağımsız eylemler ve örgütler Sivas’ta bir araya gelmişlerdir.

6 ay sonra Ankara’ya döndüğünde , 28 aralık 1919 da, Ziraat mektebinde Ankaralılara bir konuşma yapmıştır..

‘BİR MİLLET KENDİ GÜCÜNE DAYANARAK VARLIĞINI VE BAĞIMSIZLIĞINI SAĞLAMAZSA ONUN BUNUN OYUNCAĞI OLMAKTAN KURTULAMAZ. BU NEDENLE MÜDAFAAYİ HUKUK CEMİYETİNDE KUVAYİ MİLLİYENİN ETKEN OLMASI VE MİLLİ İRADENİN HAKİMİYETİ KABUL EDİLMİŞTİR.

ÖRGÜTÜMÜZ İŞE KÖYDEN MAHALLEDEN MAHALLE HALKINDAN YANİ BİREYDEN BAŞLAR. BİREYLER FİKİR SAHİBİ OLMADIKÇA, HAKLARININ BİLİNCİNE VARMADIKÇA, KİTLELER HERKES TARAFINDAN AYRI YÖNE ÇEKİLEBİLİR. KENDİNİ KURTARABİLMEK İÇİN BİREYİN GELECEĞİYLE BİZZAT İLGİLENMESİ GEREKLİDİR.

AŞAĞIDAN YUKARIYA TEMELDEN ÇATIYA YÜKSELEN ÖRGÜT SAĞLAM OLUR. ANCAK, İŞİN BAŞINDA ÖNCE YUKARDAN AŞAĞI ÖRGÜTLENME ZORUNLULUĞU VARDIR. ÜLKE İÇİNDEKİ GEZİLERİMİZDE MİLLİ ÖRGÜTLENME, ÖNCE BİREYE GİDİP ORADAN YUKARI DOĞRU ŞEKİLLENME BAŞLADIĞINI ŞÜKRANLA GÖRDÜK.. AŞAĞIDAN YUKARI DOĞRU ŞEKİLLENMENİN ORTAYA ÇIKMASI İÇİN ÖZEL ÇALIŞMALAR YAPMALIYIZ BU MİLLİ VE VATANİ BİR GÖREVDİR.’

19 Mart 1920 de tüm valilik ve sancaklara ve kolordu komutanlıklarına bir telgraf çekmiş, ULUSAL BAĞIMSIZLIK MÜCADELESİNİ YÜRÜTMEK VE DENETLEMEK İÇİN ANKARA’DA OLAĞANÜSTÜ YETKİLİ BİR MECLİS TOPLANACAĞINI, HER SANCAKTAN 5 KİŞİNİN seçilmesi gerektiğini ilan etmiştir.

Kimler mi biraraya gelmişti?

23 Nisan 1920 meclis kuruldu. 24 Nisan’da Gazi Paşa Meclis başkanı oldu. Meclisde görünüm şuydu:

‘Milletvekilleri çok değişik çevrelerden gelen kişilerdi.. beyaz sarıklı ak sakallı cübbeli eli tesbihli hocalar, üniformalı subaylar, aşiret beyleri, külahlı ağalar kavuklu çelebiler, avrupadan eğitimden dönmüş btı kültürüyle yoğurulmuş nokta bıyıklı aydınlar kuvvayi milliye kalpaklı gençler bir aradaydı.

Birbirleriyle sert tartışmalara giriyor yumruklaşmalar hatta silah çekmeler vaki oluyordu.

Buna karşın ulusal haklar halkın geleceği ve milli mücadele sözkonusu olduğunda derhal birleşiyor, gözyaşları içinde kucaklaşıyorlardı.’

İkinci meclis 1923’de kuruldu. Meclisin kendini yenileme kararı aldığı gün millete şöyle seslendi:

‘EFSANE İNSANLARLA BUGÜNE GELDİK.. BU İNSANLARIN ANILARI TÜRK MİLLETİNİN KARANLIK, ENDİŞELİ ve BUNALIMLI GÜLELRİNDE BİRER UMUT VE HAYAT IŞIĞI OLARAK PARLAYACAKTIR. İLK MECLİS YÜZYILLAR SONRA DA GÖREV BAŞINDA OLACAKTIR. O, KUVVAYİ MİLLİYE RUHUNUN KENDİSİDİR. BU RUHA MUHTAÇ OLDUĞUNUZ HER ZAMAN ONU KARŞIMIZDA VE BAŞIMIZDA GÖRECEĞİZ!’

Görebiliyoruz değil mi!


Banu AVAR 2012

... veya buraya git: 2018

Hekim.Net

Close

Hekim.Net

Close