Op. Dr. Nizam KURTDERE-Genel Cerrahi-Şişli-İstanbul

  • 1598

Genel Cerrahi-Medikal Estetik-Proktoloji 

Ben, Siğil, Nasır, Lipom (Yağ bezesi) gibi lezyonların iz bırakmayan yöntemlerle tedavisi... 

Hemoroid, Kıl dönmesi, Anal fissür (Makat çatlağı) gibi ameliyatla tedavi edilen hastaların ameliyatsız ya da ayakta uygulanan girişimsel tedavisi... 

 

Kabızlık büyük tuvaletin düzenli ve kolay yapılamaması, kalın barsağın tamamen boşaltılamaması durumudur. Büyük abdest sert, topaklı, az yada çok hacimli olabilir. Kabızlık her yaşta görülebilen bir durumdur. Şiddeti kişiden kişiye göre değişiklik gösterir, bazı insanlarda kısa süreli olabildiği gibi bazılarında uzun süreli (kronik ) olabilir.

Kabızlığın sebepleri nelerdir?

-Lifli gıdalar sınıfındaki sebze, meyve ve tahıl gibi gıdaların yeterince tüketilmemesi,
-Hayat tarzının ve beslenme alışkanlığının değişmesi,
-Tuvalet gereksinimi duyulduğunda bunun ertelenmesi,
-Durağan bir hayat ve egzersiz yapmamak,
-Kullanılan bazı ilaçlar (Antiasit, sara ve antipsikotik ilaçlar, Kalsiyum ve demir hapları v.b.)
-Az miktarda sıvı tüketmek,
-Psikolojik durum bozuklukları (aşırı üzüntü ve depresyon),
-Gebelik,
-Bazı hastalıklar (Diabet, goitre, bazı kas hastalıkları, bazı sinir hastalıkları v.b.) kabızlığa neden olabilir.

Kabızlık nasıl geçer?

Kabızlık şikayetinin giderilmesi için kabızlığın şiddeti ve buna neden olan etkenlerin göz önünde bulundurulması ve buna göre önlemlerin alınması gereklidir. İlk tercihimiz, ilaç kullanmadan alınacak önlemlerle kabızlığın giderilmesidir. Aksi halde, hayat boyu ilaç kullanmamız gerekecektir. Bu durum barsak tembelliğini arttırıp hastayı ilaca bağımlı hale getirir. Bir süre sonra ilaca tolerans gelişir ve ilaç etkisiz hale gelir, tedavi gittikçe zorlaşır. Oysa hastaların büyük bir kısmında alınacak önlemlerle kabızlık şikayeti ilaç kullanmadan düzelmektedir.

-Öncelikle yaşam biçimimizi ve beslenme alışkanlıklarımızı değiştirmeliyiz.
-Düzenli egzersiz yapmalıyız (günlük yürüyüş veya koşu)
-Lifli gıda alımını tedricen arttırmalıyız.(sebze,meyve ve tahıl)
-Bol su içmeliyiz.
-Düzenli bir tuvalet alışkanlığı edinmeli ve tuvalet ihtiyacı olduğunda ertelememeliyiz.
-Kabızlık başka bir hastalıkta kullandığımız ilaca bağlı ise alternatif ilaçlar için doktorumuzla görüşmeliyiz.

–Ayrıca; her yemekten önce 3-5 kaşık buğday kepeği tüketmek tuvaletin daha yumuşak olmasını ve daha kolay çıkmasını sağlayabilir. (Buğday kepeğini yoğurt,ayran veya başka sıvı ile karıştırıp tüketebiliriz).
Aldığımız bu gibi önlemlerle kabızlık düzelmiyorsa mutlaka doktora muayene olmalı ve kabızlığa sebep olabilecek bir hastalık olup olmadığını araştırmalıyız. Çünkü kabızlığa sebep olan çok ciddi hastalıklar vardır (kalın barsak kanseri, ülseratif kolit, crohn hastalığı, hassas barsak sendromu v.b.). Bunların teşhis edilip tedavileri geç kalmadan yapılmalıdır.

Kabızlık, bazıları ciddi olan birtakım hastalıkların gelişmesine sebep olabilir.

Kabızlık hangi hastalıklara sebep olur?

-Hemoroid (basur)
-Anal fissür (makat çatlağı)
-Rectal prolapsus (makat sarkması)
-Dışkıda taşlaşma sonucu abdest yapamama
-Anal yetmezlik (tuvalet tutamama)
Sonuç olarak; kabızlık kendi yanlış alışkanlıklarımıza bağlı olabileceği gibi kullandığımız ilaçlara veya ciddi hastalıklara bağlı olabilir, bu nedenle kendi aldığımız önlemlerle düzelmeyen durumlarda mutlaka muayene olmalı ve geç kalmadan arkasında hastalık varsa (barsak kanseri, ülseratif kolit, krohn hastalığı v.b.) ortaya çıkarılmalıdır, aksi takdirde hastalığın tedavisinde geç kalınabilir veya kabızlığa bağlı olabilen hastalıklardan birisinin oluşmasına sebep olabiliriz.

Gebelikte kabızlık;

Hamilelikte kabızlık çok sık karşılaşılan bir durumdur, çünkü gebelikte çok salgılanan progesteron hormonunun kas gevşetici etkisi vardır. Barsak içeriği barsak kaslarının peristaltik kasılması ile ilerletilir, progesteron hormonu bu kasların hareketliliğini azaltarak barsak muhtevasının geçişini yavaşlatır ve sıvı emiliminin artmasına ve dışkının sertleşmesine sebep olur. Yukarıda tarif ettiğimiz önlemler ve buğday kepeği tüketimi çoğu zaman hamilelikte kabızlığın önlenmesine yardımcı olur. Gerekirse doktor tarafından barsakta emilmeyen ve bebeğe zarar vermeyen ilaçlar kullanılabilir.

 

Cilt altında olan ve elle sert veya yumuşak olarak hissedilen şişliklere halk arasında beze denilmektedir. Nispeten daha büyük olanları yumru olarak adlandırılır. Tıbbi olarak cilt altında şişlik ile kendini gösteren birçok farklı lezyon vardır. Bunlar arasında en sık rastlanan şişlikler lenf bezi şişlikleri, lipom (yağ bezesi) ve kist sebase (yağ kisti) diye bilinen lezyonlardır. Bunların dışında iyi huylu birçok tümörden, daha nadir olarak görülen kanserlere kadar birçok hastalıklar cilt altı şişlikle kendini gösterebilir. Görüldüğü gibi cilt altı bezeleri büyük oranda iyi huylu hastalıklara bağlı olmakla birlikte hastada hayati tehlike de dahil ciddi sonuçları olan kanserlerin belirtisi olabilir. Bu nedenle cilt altı şişlikleriyle karşılaştığımızda doktora muayene olmak konusunda tereddüt edilmemelidir. Erken tanı ile kanser gibi birçok ciddi hastalığın tedavisi mümkün olmaktadır. Bezeler çok farklı lezyonlar olduklarından, oluş sebepleri de kaynaklandığı dokulara göre birbirinden farklılık gösterirler. Teşhis, takip ve tedavi yaklaşımları da birbirinden farklıdır.

 Cilt Altı Beze ve Yumrular Nasıl Teşhis Edilir? 

Her ne kadar cilt altı bezeler birbirinden farklı olsa da teşhis ve takipte ortak prensipler uygulanır. Buna göre muayene ile birçok şişlik tecrübeli hekimler tarafından doğru şekilde teşhis edilebilir. Gerekirse yüzeysel ultrason çekilir. Nadiren tomografi veya MR gerekebilir. Buna rağmen kesin tanı konamayan bezeler teşhis amaçlı ya tamamen cerrahi olarak çıkarılır ve patolojik tetkik için gönderilir veya değişik yöntemlerle parça alınıp yine teşhis amaçlı patolojiye gönderilir. Lezyonun nasıl tedavi edileceği patoloji sonucuna göre belirlenir. 

Sık Rastlanan Cilt Altı Beze ve Yumruları:

 Lipom (Yağ Bezesi)

 Tıbbi olarak lipom olarak adlandırılan iyi huylu tümörler halk arasında yağ bezesi olarak bilinmektedir. Adından da anlaşılacağı üzere yağ dokularının kontrolsüz olarak bir araya gelmesine bağlı olarak oluşurlar. Oldukça sık görülen bir sorun olmasına karşın doktora başvurulmamasından dolayı görülme sıklığı net olarak tespit edilememiştir. Ancak yapılan çalışmalar toplumun genelinde her yüz kişiden birinde lipom olduğunu tespit etmiştir. Lipomlar vücutta tek tek ya da birden fazla olarak bulunabilir. Bireyde birden fazla lipom varsa bu duruma lipomatoz adı erilmektedir. Çoklu lipomların bulunması Gardner sendromu, adiposis dolorosa ve Madelung hastalığı gibi bazı sağlık sorunları ile ilişkilendirilebilir. Bu nedenle çoklu lipomlar tespit edilirse doktorun gerekli görmesi durumda bu hastalıkların varlığı araştırılır. Lipomlar ve bahsedilen hastalıklar arasındaki ilişki hakkında ayrıntılı bilgi edinmek içim alıntı yapılan makaleye verilen linkten ulaşabilirsiniz. 1 Yağ bezesi vücudun kafa derisi dışında her yerinde bulunabilir. Kafa derisinde olan lezyonlar yağ bezesi değil yağ kisti olarak sınıflandırılmaktadır. Lipomlar sınırları belli, yumuşak dokulu ve cilt altında hareket ettirilebilen cilt lezyonlarıdır. Boyutları birkaç milimetreden 5-10 cm kadar değişkenlik gösterebilir.Nadiren daha büyük olabilir. Büyük olanları liposarkom denen yağ dokusu kanseri ile karışabilir. Yapılan araştırmalar büyük ve çoklu lipomlarım %5 ila %10unun ailesel yani genetik hastalıklarla ilişkili olduğunu tespit etmiştir.2 Teşhisi muayene ve ultrason ile konur. Bazı ailelerde daha sık görülebilir. Şüpheli olan veya bir şekilde rahatsızlık yaratan lipomlar lokal anestezi altında cerrahi olarak çıkarılarak tedavi edilir. Diğerleri takip edilir ve hızlı büyüme varsa o zaman cerrahi olarak çıkarılır. 

Kist sebase 

Halk arasında yağ kisti olarak bilinen lezyonlar tıbbi olarak kist sebase olarak anılır. Sıklıkla saçlı deride görülmekle beraber vücudun değişik bölgelerinde bulunabilir. Sebase kistler içerilerinde sebum adı verilen sıvı veya akışkan bir madde içeren kapsülle çevrili cilt altı oluşumlardır.Kanserle ilgisi olmayan iyi huylu yapılardır. Kapsülle çevrili olmalarında dolayı çevre dokularla ilişkisi yoktur. Tıpkı yağ bezeleri gibi üzerine bastırıldığı zaman hareket eden, yumuşak yapılı ve ağrıya neden olmayan dokulardır. Yağ kistleri saçlı deri de bulunan yağ bezlerinin tıkanmasına veya salgılanan sebum sıvısının herhangi bir sebepten dolayı cilt dışına çıkamamasına bağlı olarak oluşur. (sebum sıvısı saçlı derinde bulunan yağ bezleri tarafından salgılanan bir sıvıdır.) Bir veya daha çok sayıda olabilir. Yağ kistleri büyüklüğü birkaç milimetreden 5-6 santimetreye kadar değişen yuvarlak şişliklerdir. İltihaplanırsa ağrı ve abseleşme yapabilir. Bazı ailelerde daha sık görülür.

 1 Charifa, A., & Badri, T. (2018). Lipomas, pathology. In StatPearls [Internet]. StatPearls Publishing.

 https://www.ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK482343/ 

2 Kolb, L., Barazi, H., & Rosario-Collazo, J. A. (2019). Lipoma. In StatPearls [Internet]. StatPearls Publishing.

 https://www.ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK507906/ 

 Çoğunlukla muayene ile teşhis edilebilir. Şüphe varsa yüzeyel ultrason çekilerek teşhis konur. Lokal anestezi altında cerrahi yöntemle çıkarılarak tedavi edilir. Yapılan araştırmalarda yağ kistlerinin daha sık 20li ve 40lı yaşlarda görüldüğü tespit edilmiştir. Ayrıca yağ kistini genellikle akne problemi ile birlikte görüldüğü de araştırmalarda elde edilen veriler arasındadır.3

 Lenf Bezleri 

Boyun yan ve ön tarafları, koltuk altları ve her iki kasık etrafında cilt altı bölgede yerleşmiş birçok lenf bezi bulunmaktadır. Bunlar ancak değişik sebeplerle büyüdüğünde elle hissedilir. Birkaç santimetreye kadar büyüyebilir, kısmen yumuşak ya da sert ve yerinde sabit olabilir. Büyüme sebebi sıklıkla bölgeye yakın iltihabi hastalıklardır. İltihap sebebi ile büyüyen lenf bezleri genellikle ağrılıdır. Daha seyrek olarak bir kanserin yayılması veya lenf bezinin kendi kanseri de büyümeye sebep olabilir. Bunlar ağrısızdır. Neredeyse tüm kanser çeşitlerinin ilk yayıldıkları yerler en yakın lenf bezleri olduğundan kanser hastalarının teşhis ve takibinde lenf bezleri büyük önem taşır. Teşhis için muayene, ultrason veya diğer tetkik ve görüntüleme yöntemlerinden faydalanılır. Gerekirse cerrahi olarak alınıp patolojik tetkiki yapılarak kesin tanıya varılır. İltihabi lenf bezi şişlikleri antibiyotiklerle tedavi edilir. Diğerleri için tedavi sorunun kaynağına bağlı olarak belirlenir. Bunların dışında cilt altında şişlik ve yumru yapan ve daha nadir görülen birçok hastalık bulunmaktadır. Hepsi de aynı prensiple önce muayene edilir, gerekirse çeşitli tetkik ve görüntüleme yöntemlerinden faydalanarak teşhis edilmeye çalışılır. Şüphe varsa teşhis amacıyla kısmen veya tamamen cerrahi olarak çıkarılır ve patolojik tetkik için gönderilir.             Görüldüğü gibi cilt altındaki şişlik ve yumruların çoğu iyi huylu olmakla birlikte bazıları hayatı ciddi olarak tehdit eden kanser veya kanserin yayıldığı bezeler olabilir. Bu durumla karşılaşıldığında erken tanı hayat kurtarıcı olduğundan doktora bir an önce görünmek hayati önemdedir.

3Weir, C. B., & Hilaire, N. J. S. (2018). Epidermal Inclusion Cyst. In StatPearls [Internet]. StatPearls Publishing.

 https://www.ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK532310/

1

image_transcoder.php?o=bx_froala_image&h=233&dpx=1&t=1573498427

Pilonidal sinüs (kıl dönmesi) hastalığının tam sebebi açık olmamakla birlikte vücuttan dökülen kılların cildi delerek içeri girmesi olduğu düşünülmektedir. Araştırmalarda sinüsün içindeki kılların başka yerden geldiği ıspatlanmıştır. Yinede kalça bölgesinde oluşmasını kolaylaştıran bazı faktörler vardır.
Riski artıran faktörler
✅şişmanlık
✅aşırı kıllı olmak
✅ciltte zedelenme
✅kalça yarığının derin olması
✅kalça yaptığında gamze gibi çukurluk olması
✅uzun süre oturmayı gerektirecek meslekler
✅traktör, jeep gibi sürekli sarsıntılı oturma
✅bölgenin yeterince temiz tutulmamasi ve nemli kalması.
Yukarıdaki faktörler kıl dönmesi riskini artırmaktadır.

Ben tedavisi ile ilgili gerek halk arasında gerekse sosyal medyada tedirgin edici, birbiri ile uyuşmayan farklı bilgiler bulunmaktadır. Bu nedenle ben ile ilgili değişik sebeplerden dolayı rahatsızlığı olan birçok hasta duyduğu endişe nedeniyle tedavi olmakta tereddüt etmektedir. "Bıçak değerse benler kanserleşir" şeklindeki tamamen hurafe olan yorumlar bu endişeleri arttırmaktadır. Oysa tıbbi kurallara uymak şartı ile uygulanan tüm tedavi girişimleri hastaya hiçbir ek risk getirmez. Tam tersine var olan riskleri azaltır veya ortadan kaldırır. Bazı ben türlerinin az da olsa kanser olma riski taşıdığı bilinmektedir. Var olan bu risk tıbbi tedavi ile ortadan kaldırılabilir. Burada en kritik olan nokta tıbbi tedavi kurallarının doğru olarak bilinmesi ve tedavide bu kurallara tam olarak uyulmasıdır.

Bilindiği gibi sağlıklı bir doku hücresinin kansere dönüşmesi yıllarla ifade edilecek uzun bir süreçten sonra gelişir. Bu süreç esnasında hücreler çoğalır ve değişik seviyelerde yapısal bozulmalar olduktan sonra kanser hücresi gelişir. İşte tedavide asıl amaç vücuda yayılma potansiyeli taşıyan kanser hücresi gelişmeden daha önceki evrelerden birinde lezyonun alınması ve patolojik tetkik ile kesin teşhis ve tedavisinin yapılmasıdır. Bu evrelerde yapılan tedavi sonucunda kesin tam iyileşme sağlanır. Ancak bu evreler geçildikten sonra yapılacak tedavilerde yukarıda bahsettiğimiz kesinlikte bir sonuç almak mümkün değildir. Benlerde kanser gelişmeden önce yaşanan süreçte hücresel düzeyde yaşanan bu gelişmeler gözle görerek veya muayene ile fark edilen değişimlere sebep olur. Bu değişimlerin görüldüğü benlere şüpheli ben adı verilir. Şüpheli benlerin mutlaka alınıp mikroskop altında patolojik tetkiklerinin yapılması şarttır. Bir takım endişelerle bu tedavinin yapılmasından kaçınmak ilerde benin kanserleşmesine ve telafi edilmesi mümkün olmayan hayati sonuçlara yol açar. Özellikle ailesinde cilt kanseri vakası olan ve vücudunda birçok beni olan hastaların mutlaka dermatolojik kontrollerini yaptırması ve şüpheli benleri varsa bunları aldırmak konusunda tereddüt etmemeleri gerekir. Ancak beni olan tüm hastaların endişeli olmasına gerek yoktur. Et beni, damar beni vb. gibi bir çok ben çeşidinin kanserleşme potansiyeli yoktur. Gerek kanserleşme potansiyeli olmayan benlerin gerekse şüpheli olmayan klasik benlerin kozmetik kaygılarla tıbbi kurallara uyularak alınmasında bir sakınca yoktur.

Şüpheli benler nasıl anlaşılır?

1- Benin simetrik olmaması ( asimetri)

2- Ben sınırlarının belirsiz veya düzensiz olması

3- Benin 2-3 farklı renk içermesi

4- Benin büyüklüğünün 6 mm den fazla olması

5- Benin hızlı büyümesi

Yukarıdaki belirtileri taşıyan benler şüpheli ben olarak kabul edilir ve bunların alınıp mikroskop altında patolojik yönden incelenmesi gerekir. Bu belirtiler kansere özgü belirtiler değildir. Benler kanserleşmeden de buna benzer belirtiler gösterebilir. Ancak hangisinin kansere bağlı olduğu kesin olarak yalnızca patolojik tetkik ile anlaşılabilir. Nitekim şüpheli diye alınıp tetkik edilen her 1000 adet benin yalnızca 1 tanesinde kanser bulunur. Yani şüpheli ben de olsa kanser bulunma oranı çok düşüktür.

Özet olarak ; Benin şüpheli olması yada estetik kaygılarla alınması uygun görülürse gerekli müdahalenin yapılmasından endişe duymak gereksizdir. Bene yapılan uygun tıbbi müdahale risk oluşturmaz, tam tersine var olan risk ortaya çıkarılır ve tedavi edilmiş olur. İleri bir zamanda kanserleşebilecek benler alındığında yerinde bir ben dokusu kalmadığı için bu riskte ortadan kalkar.Bu arada tıbbi içeriği ve etkinliği tam olarak bilinmeyen bitkisel kaynaklı yada asidik solüsyonların ben tedavisinde zaman zaman kullanıldığı bilinmektedir. Bu tür uygulamalardan kesinlikle kaçınmak gerekir. Bu uygulamalarla benler iyileşmediği gibi kanserleşme riski artar ve bene yara izi de eklenebilir.

Ben kanseri kimlerde daha sık görülür?

-  Çok sayıda ben ve çilleri olanlar

- Güneşte teni kolay yanan açık tenli olanlar

- Sarışın ve kızıl saçlılar

- Birinci derece yakın akrabaları ben kanseri geçirmiş olanlar ;

Cilt kanseri yönünden daha dikkatli olmalıdır.

Radyofrekans ile ben tedavisi

Radyofrekans zararsız olan bir ses dalgası enejisidir. Kesme ve kurutma modu vardır. Lezyonlar alınarak patolojik tetkik yapılabilmesi ciddi bir avantaj oluşturur. ( Laser ve elektro koter ile patolojik tetkik imkanı yoktur) Radyofrekansla ben tedavisinde sadece ben hücreleri tam sınırdan alınır etrafındaki dokuya hasar verilmez, böylece mümkün olan en küçük yara oluşturulur. Yara yüzeyi kurutularak dikiş atılmadan segonder iyileşmeye bırakılır. Bu sayede kozmetik açıdan oldukça iyi sonuçlar alınması sağlanır.

 

Gebelik Hemoroide Neden Olur Mu?

Hemoroid anal kanal içerisinde bulunan damarsal yapıların genişleyerek makat dışına sarkmasıdır. Sarkan bu damar yapılarına hemoroid memeciği yada pakesi ismi verilmektedir.

Gebelik ve vajinal doğum, kadınlarda hormonal değişiklikler ve karın içi basıncının artması nedeniyle hemoroid geliştirmeye oldukça meyillidir. Yapılan araştırmalarda gebelerin% 25 ila% 35'inin gebeliğin herhangi bir döneminde hemoroid problemi yaşadığı tespit edilmiştir. 

Gebelik Döneminde Hemoroid Görülme Riski Neden Artar?

Gebelik döneminde kabızlık

Gebelik döneminde kabızlık oldukça sık karşılaşılan bir durumdur. Gebeler arasında yapılan bir araştırmada gebelerin yaklaşık olarak %38inde kabızlık sorunu olduğu tespit edilmiştir.

Kabızlık hemoroid hastalığının en önemli tetikleyicisidir. Kabızlık dışkının sertleşmesine ve zorlu, ıkınmalı bir dışkılamaya neden olur. Aşırı ıkınma makat bölgesine baskı uygulanmasına neden olur. Uygulanan bu baskı anal kanal içerisinde bulunan damarların genişleyerek makat dışına sarkmasına neden olmaktadır. Ve hemoroid oluşumuna uygun zemin hazırlar.

Gebelik döneminde sıklıkla kabızlık sorunu yaşanması bu dönemde hemoroid görülmesi riskini arttırmaktadır.

Progesteron Hormonunun Çok Salgılanması

Hamilelik esnasında progesteron hormonu çok salgılanır, bu hormon düz kas gevşetici etkisiyle toplardamar duvarındaki kasları gevşetir, meme içindeki damar ağını genişletip büyüterek basur oluşumunu kolaylaştırır.

Ayrıca kabızlık yaşanması da hemoroid oluşma riskini çok daha fazla arttırmaktadır.

Karın İçi Basıncın Artması

Gebeliğin son aylarında rahmin iyice büyümesi karın içi basıncını çok arttırıp toplardamar kan dolaşımını zorlaştırır, rahmin altında kalan hemoroid damar ağında kan basıncının artması memelerin şişmesine sebep olur.

Vücuttaki Kan Miktarının Artması

Hamilelik döneminde annenin vücudunda bulunan kan miktarında artış gözlenir. Yani damarlardan normalden daha fazla kan geçer. Bu durumda damarlara

uygulanan baskının artmasına neden olur. Bu durum özellikle varisin tetikleyici olmakta birlikte hemoroid oluşumuna da neden olmaktadır.

1 Staroselsky, A., Nava-Ocampo, A. A., Vohra, S., & Koren, G. (2008). Hemorrhoids in pregnancy. Canadian Family Physician, 54(2), 189-190. 

https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC2278306/

Normal Doğum

Doğum esnasında uzun süren aşırı ıkınma ve bebeğin baskısı ile hemoroid memecikleri oluşabilir. Halihazırda hemoroidi bulunan hastalarda ise hemoroid memecikler şişerek daha zorlu bir hal alabilir.

Bu nedenlerle hamilelik basura eğilimi olanlarda basur oluşmasına, hafif derecede basuru olanlarda hastalığın ilerlemesine neden olur. Yapılan araştırmalarda gebeliğin son 3 ayında hamilelerin % 25 inin hemoroid rahatsızlığı çektiği görülmüştür.

Gebelikte Basurdan Korunma

Hamilelik esnasında ilaç kullanımının kısıtlı olması ve mecbur kalmadıkça cerrahi ya da girişimsel tedavilerin doğum sonrasına ertelenmesi, bu dönemde oluşan basurun kalıcı tedavisinde ciddi zorluklara sebep olur. Genellikle şikayetleri yatıştırıcı tedaviler uygulanır veya rahatlatıcı tavsiyelerde bulunulur. Aşağıdaki öneriler hamilelikte basur oluşumunun önlenmesine yardımcı olur;

-Kabız kalmamak için bol lifli gıdalarla beslenme, bol sıvı tüketimi

-Tuvalette uzun süre oturmaktan ve çok ıkınmaktan kaçınmak

-Tuvalet ihtiyacı hissedildiğinde ertelenmesi gaitanın sertleşmesine yani kabızlığa sebep olacağından ihtiyacın hissedildiğinde hemen giderilmesi

-Uzun süre ayakta hareketsiz kalmamak ve düzenli egzersiz yapmak

-Gebeliğin son aylarında sırt üstü yatarken rahmin ağırlığı toplar damarlara baskı yapacağından yan tarafına yatmanın tercih edilmesi

-Pelvik taban kaslarını güçlendiren egzersizler (kegel vs) hem büyük tuvalet yapmayı hemde doğum esnasında bebeğin geçişini kolaylaştırır. Bu da basur ihtimalini azaltır. Ayrıca çok doğum yapanlarda görülen hapşırma öksürme ve gülme esnasında idrar veya gaz kaçırma gibi komplikasyonların azaltılmasına katkısı vardır.

Hemoroid geliştikten sonra aşağıdaki öneriler uygulanabilir;

-Şişlik ve ağrıyı azaltmak için soğuk kompres uygulaması (havlu ile sarılmış buzlu su)

-Tuvalet sonrası nazikçe ılık su ile temizlenme ve sürtmeden tampon yaparak kurutma

-Ikınma ile sarkan meme varsa kayganlaştırıcı krem kullanarak nazikçe anal kanaldan içeri sokulması

-Gebelikte kullanımı mümkün olan kremler (Mutlaka doktorunuzun bilgisi dahilinde)

Gebeliğin son evresi ve doğum esnasında oluşan hemoroidlerin bir kısmı doğum sonrası bakımla kendiliğinden geriler. Ancak basur memeleri tamamen ortadan kalkmaz, çoğunlukla tedavi için ileri ki dönemde girişimsel tedavi veya ameliyat ihtiyacı duyulur.

Gebe kalmayı planlayan anne adaylarının hemoroidi varsa erken evre olsa bile hamilelik öncesinde girişimsel tedavi dediğimiz yatmadan uygulanabilen hemoroid tedavisini yaptırmaları mantıklı görülmektedir. Rubber bant veya İRC gibi tedavi yöntemleri erken evre hemoroid tedavisi için 5-10 dakikada kolaylıkla ayakta uygulanabilen yöntemlerdir. Tedavi uygulandıktan sonra 3-4 saat istirahat yeterli olmaktadır.

 

1

Bilindiği gibi makat çatlağı anal kanalda dıştan içe uzanan 1-1.5 santimetrelik bir yaradan ibarettir. Çok ağrı yaptığı için makat kaslarının kasılmasına ve anal kanal basıncının çok yükselmesine sebep olur. Anal kanal basıncının çok yüksek olması buradaki kan akışını engeller ve dolaşım bozulunca yara iyileşmesi durur. Yara iyileşmesinin sağlanması için kasılmış olan kaslar gevşetilir,  böylece anal kanal basıncı düşürülerek kan dolaşımı sağlanır ve makat çatlağı yarası iyileşir. Bu amaçla 3 tedavi yöntemi uygulanmaktadır.

İlaçlarla Anal Fissür Tedavisi

Kas gevşetici krem ve haplarla tedavi denenebilir ancak bu tedavi erken evre ilk 3 haftalık akut anal fissürde uygulanır ve başarı şansı düşüktür. 3 haftayı geçen kronik anal fissürlerde başarısız bir tedavi yöntemidir.

Botox ile Anal Fissür Tedavisi

Makatta kasılmış olan kasın içine çok ince bir iğne ucu kullanılarak aşı şeklinde uygulanır. Bu uygulama ile kasılmış kas geçici süre ile felç edilir ve iyileşme sağlanır. Felç edilen kas 3 ay sonra yavaş yavaş çalışmaya başlar ve böylece anal bölgede her şey orijinal haline döner.  Başarı şansı % 80 nin üzerindedir. Botox ile tedavi kronik anal fissürde ilk tercih edilmesi gereken tedavi yöntemidir.

Ameliyat ile Anal Fissür Tedavisi (L.İ.S Ameliyatı)

Anal kanalda fissür nedeniyle kasılmış olan kas lokal veya genel anestezi altında cerrahi olarak kesilir, anal kanal basıncı düşer ve fissürün iyileşmesi sağlanır.   Ancak kesilen bu kasın tekrar onarılması mümkün değildir, yani makatta kalıcı hasar yaratılmış olur. Ameliyat riski ve sebep olabileceği komplikasyonlar nedeniyle tedavide ilk seçenek olarak uygulanmamalıdır. Ancak diğer yöntemlerle (ilaç, botox vs.) sonuç alınamayan hastalarda uygulanabilir. Tedavide başarı şansı yüksektir.

Anal fissür tedavisinde botox ve ameliyat ile tedavinin karşılaştırılması;

Ameliyat ile tedavide gerek ameliyatın, gerekse narkozun başlı başına bir riski vardır. Ameliyat sonrası yara iltihaplanması, abse, kanama ve hematom gibi komplikasyonlar görülebilir. Kasın kesildiği yerde oluşan boşluk nedeniyle makat girişinde anahtar deliği görünümü denen şekil bozukluğu olur. Çok hafif sıvı sızdırma yada gaz kaçırma görülebilir ve bu durum yaşam konforunu ciddi oranda bozabilir. Çok nadiren de olsa büyük abdest tutamama gibi ciddi komplikasyonlar görülmüştür. Ayrıca istirahat ve işgücü kaybına da sebep olur.

Botoks ile yapılan tedavilerde bugüne kadar ciddi bir risk teşkil edecek komplikasyon bildirilmemiştir. Kanama, hematom, abse, iltihap görülmez. Kas sağlam kalır ve şekil bozukluğu olmaz, birkaç dakikada uygulanır ve hasta uygulama sonrasında normal hayatına devam eder.

Ameliyat ile anal fissür tedavisinin yukarıda bahsedilen risk ve komplikasyonlar nedeniyle ancak botox tedavisi ile sonuç alınamayan hastalarda tercih edilmesi doğru bir yaklaşım olur.


Kıl dönmesi yani pilonidal sinüs hastalığı için günümüze kadar farklı birçok tedavi seçeneği geliştirilmiş ve geliştirilmektedir. Bunlardan bazıları ameliyatlı tedavilerken, bazıları ameliyatsız yöntemlerdir. 

Tedavi hastanın genel durumuna ve kıl dönmesinin boyutuna bağlı olarak belirlenmektedir.

Ameliyatsız olarak sinüsotomi tekniği kullanılmaktadır. Ameliyat olarak ise ; açık bırakma, primer kapatma, flap, karidakis ve mikro sinüsektomi gibi yöntemler kullanılmaktadır. 

Ameliyatsız Kıl Dönmesi Tedavisi

Sinüsotomi

Pilonidal sinüs genellikle cerrahi müdahale ile tedavi edilen bir hastalıktır. Hatta klasik ameliyatlarda oldukça geniş bir kesi yapılarak tedavi uygulanmaktaydı. Ancak Sinüsotomi tekniğinde işlem cerrahi kesi uygulanmadan kıl giriş delikleri genişletilerek uygulanır. 

Sinüsotomi tekniğinde kılların cilt altına girdiği delikler cerrahi insizyonla açılır. Bölgesel uyuşturma yapılarak kıl dönmesi delikleri radyofrekans cihazı yada pouch biopsy ile genişletilir. Bu sayede kesi uygulanmadan sinüs temizlenebilir. 

Genişletilen delikten içeri girilip sinüs içerisi spiral tel fırçalarla temizlenip sonrasında küret ile kazınır. Antibiyotik, antiseptik ve gümüş nitrat gibi maddeler lokal olarak uygulanabilir. 

Tedavi sonrasında dikiş atılmaz. Yara pansuman şeklinde kapatılır. Tedavi toplam 10-15 dakika da tamamlanabilir. 

Sinüsotomi Avantajları Nelerdir?

Ameliyat olmak istemeyenler için alternatif ve pratik bir seçenektir.

Kesi yapılmaması sayesinde hasta aynı gün sosyal hayatına dönebilir. 

Ayrıca kesi olmaması sayesinde rahatsız edici bir ize maruz kalınmaz.

Yara sinüsün büyüklüğüne göre 10-15 gün içerisinde iyileşir.

Tekrar etme riski azdır.

Tekrar etmesi halinde işlemin tekrar etmesi kolaydır. ( Doku kaybı yaşanmaması sayesinde)

Sinüsotomi Tedavisi Olanların Dikkat Etmesi Gerekenler

İşlem yapılan delikler kapatılmadığı için mutlaka kapalı pansuman tercih edilmelidir. Ayrıca sırttan ve enseden düşen kılların kuyruk sokumuna ulaşmaması sağlanmalıdır. Aksi halde kıllar delikten cilt altına geçer ve sorun tekrar eder.

Sinüsotomi Dezavantajları Nelerdir?

 İleri derecede olan kıl dönmelerinde sinüstomi tekniği uygulanamaz. 

Ameliyatlı Kıl Dönmesi Tedavileri

Kıl dönmesi için birçok farklı tedavi denenmiştir. Ameliyatlarında hepsinde amaç aynıdır. Sinüsün vücuttan çıkarılması Ameliyatlı tedaviler çağdaş ve klasik olmak üzere 2 grupta incelenmektedir.

Klasik tedavilerde kesi miktarının çok olması nedeniyle iyileşme süreci uzun ve yorucudur. Ancak alternatif olarak geliştirilen çağdaş tekniklerde kesi miktarı az olması sayesinde dezavantajların çoğu ortadan kalkmaktadır.

Açık Bırakma Ameliyatı

Klasik ameliyatlar içerisinde yer alan bir tedavidir. Sinüs eksizyonu olarak da anılır. Bu ameliyatta sinüs ve etrafındaki doku orta hattın sağ ve solundan 2 tane oval 10-15 cm uzunluğunda kesiler ile tamamen çıkarılır. Kesi miktarı oldukça büyük olmasından dolayı çok fazla sağlıklı doku kaybı yaşanır.

Sinüs kesi ile çıkarıldıktan sonra dikiş ile kapatılmaz. Onun yerine kendi kendine iyileşmesi için pansumanla kapatılarak açık bırakılır. Tedavi sonrasında ağrı fazladır. Ayrıca bir süre zorunlu yatış pozisyonunda yatmak gerekmektedir.

Yara iyileşene kadar sürekli temiz tutulması ve pansuman yapılması gerekmektedir. Bu büyüklükte bir yaranın kapanması ise yaklaşık 5 6 ay gibi bir süreyi kapsamaktadır. Yani tedavi sonrasında yaklaşık 6 ay kadar bir bakım ve iyileşme süreci bulunmaktadır.

Açık bırakma ameliyatı sonrasında 5-10 gün yatış gerekmektedir. Bu nedenle iş gücü kaybına neden olmaktadır. Ayrıca yaranın açık bırakılmasında dolayı bu süreçte enfeksiyon oluşma riski oldukça yüksektir. 

Primer Kapatma Ameliyatı

Mantık olarak açık bırakma ameliyatı ile aynıdır. Ancak uygulamada bazı farklar bulunmaktadır. Açık bırakma tekniğinde olduğu gibi sinüs çevresi genişçe kesilerek çıkarılır. Ancak açık bırakma tekniğinin aksine işlem sonrasında açılan kesi dikiş atılarak kapatılır. 

Aradan doku çıkarılıp diki atıldığı için bölgede gerginlik olur. Ve gerginlik şiddetli ağrıya neden olur. Dikişler 15-20 gün içerisinde iyileşebilir. Ancak genel olarak 1 ay yatak istirahati önerilir. 

Dikişler alındıktan sonra gerginlik devam eder. Gerginliğe bağlı olarak açılma ve açılmaya bağlı olarak enfeksiyon oluşabilir. Ayrıca tekrar etme riski diğer tedavilere göre daha yüksektir. (%15)

Flap Ameliyatı

Klasik ameliyatlardan birisi de flap ameliyatıdır. Flap ameliyatında primer kapatmadan farklı olarak gerginliğin önlenmesi için yanlardan sağlıklı kılsız doku getirilerek dikilir. 

Yarada gerginlik olmaması sayesinde iyileşme süreci daha kısadır. İyileşme yaklaşık 10-15 gün sürmektedir. 

İşlemin uygulanışına göre ameliyat farklı şekillerde isimlendirilir. En sık uygulanan flep ameliyatları Limberg flep ve Z-Plasti ameliyatlarıdır.

Limberg flep de; sinüs baklava şeklinde doku parçasıyla çıkarılmakta ve yan tarafından aynı şekilde cilt cilt altı parçası serbestleştirilerek (flep) çevrilip açıklık kapatılmaktadır.

Z-Plastide; sinüs oval şekilde doku parçasıyla birlikte çıkarılmakta ve üst ve alt uçtan 2 adet üçgen şeklinde cilt cilt altı dokusu serbestleştirilip (flep)  çevrilerek açıklık kapatılır, Z şeklinde bir kesi izi kalır. Bu ameliyatlarda tekrarlama %8-10 civarındadır.

Karidakis Ameliyatı 

Flap ameliyatına benzeyen ancak farklılıkları olan bir ameliyattır. Karidakis ameliyatında cilt kaydırma yapılmaktadır. 

Karidakis ameliyatında kesi orta hattan değil de bir miktar yan taraftan yapılmaktadır. Az kesilen tarafın cildi karşı tarafa doğru kaydırılıp o şekilde dikiş atılır. 

Flap ameliyatından daha kolay ve daha az iz bırakan bir tekniktir. İyileşme süreci klasik ameliyatlara nazaran daha kısadır. Ayrıca işlem sonrası ağrı da daha azdır. 

Microsinüsektomi Ameliyatı

Microsinüsektomi klasik ameliyatlara alternatif olarak geliştirilmiş kesi miktarı oldukça az olan çağdaş bir tedavi tekniğidir.Çağdaş tekniklerden biri olan bascomun geliştirilmiş halidir.

Amaç en az kesi ile kıl dönmesinin vücuttan çıkarılmasıdır. Bu sayede sağlıklı dokular zarar görmez, iyileşme süreci kısalır ve görsel açıdan istenmeyen sonuçlar oluşmaz. 

Mikrosinüsektomi ameliyatında 2*2 büyüklüğünde bir kesi yapılması yeterlidir. Lokal anestezi altında pratik bir şekilde uygulanabilir. Açılan kesi gizli ve emilebilir dikişlerle kapatılır. Bu sayede iz kalmaz. 

Kesinin az olması sayesinde işlem sonrasında ağrı oldukça hafiftir. Ayrıca pratik bir işlem olması sayesinde ameliyat sonrasında hasta yarım saat dinlendikten sonra gündelik hayatına dönebilmektedir. Bu sayede tedavi iş gücü kaybı olmadan tamamlanabilmektedir.

Klasik ameliyatlarda kesi miktarı çok olduğu için iş gücü kaybı fazladır. Ancak çağdaş ve ameliyatsız tekniklerde iş gücü kaybı yaşanmaz. Ayrıca klasik yöntemlerde çok fazla sağlıklı doku kaybı olmaktadır.




kıl dönmesi tedavisi nasıl yapılır?

İRC (Kızıl Ötesi Işık) nin en etkili olduğu hemoroid evresi 2.ci evre hemoroidlerdir. Söz konusu işlemde; Anal kanala anoskop ile girilerek 3-4 cm içerde tüm hemoroid memelerinin damar giriş çıkışlarının olduğu üst noktası 3 er atışla mühürlenir. Bu sayede damarlar koagüle olur, yara ortalama 3 haftada iyileşir. İşlem anal kanalın içinde 3-4 cm yukarıda olduğundan dışarıdan bir yara görülmez. Ayrıca işlemin uygulandığı yerde ağrı sinirleri olmadığından girişim esnasında ve sonrasında ciddi bir ağrı gelişmez. İyileşme sürecinde istirahat etme ihtiyacı yoktur.

 Sarkmış 3.cü evre hemoroidler için RBL (Lastikle Boğma Yöntemi ) tercih edilmelidir. Aynı hastada basur memelerinin bir kısmı 2.ci  diğerleri 3. cü evre olabilir. Kliniğimizde aynı seansta ikisini birlikte kullanıyoruz. 2.ci evre memeleri İRC, 3.cü evre memeleri RBL ile tedavi ederek daha iyi sonuç alıyoruz.

 

Yağ Bezesi (Lipom)

Cilt Altında Oluşan Şişlikler 

Cilt altında ortaya çıkan şişliklere sıklıkla rastlanmaktadır. Oluşan şişlikler genellikle iyi huylu olmasına rağmen insanlar için endişe vericidir. 

Cilt altı şişliklerinin oluşmasının pek çok farklı sebebi olabilir. Örneğin; İltihabi hastalıklar, iyi huylu tümör ya da kanser belirtisi olabilirler. 

Cilt altı şişlikleri en çok yağ bezesi (lipom) ya da yağ kisti (sebasea) ve lenf bezi şişlikleri ile ilişkilendirilmektedir. Kanser kaynaklı şişlikler daha az görülmektedir.  Lipomlar ve yağ kistleri ağrıya neden olmaz. Ancak iltihap ve apse kaynaklı şişlikler ciddi boyutlu ağrılara neden olabilir. Bu sayede kolaylıkla ayırt edilebilirler. 

Sonradan ortaya çıkan cilt altı lezyonlarının sebebi mutlaka araştırılmalıdır. Bu nedenle böyle bir durumla karşılaşılması halinde mutlaka uzman bir doktora başvurulması önerilmektedir. 

Bu yazımızda cilt altı şişliklerden lipom ayrıntılı olarak ele alınacaktır. Ne olduğundan, nasıl ortaya çıktığından ve nasıl tedavi edilmesi gerektiğinden bahsedilecektir.

Lipom Yağ Bezesi Nedir?

Tıbbi olarak lipom diye anılan cilt altı şişlikleri halk arasında yağ bezesi olarak bilinmektedir. İyi huylu tümörler olarak da tanımlanabilir. Ancak nadir görülen ve kanserle ilişkilendirilen örnekleri de bulunmaktadır. 

İyi huylu olanlar lipom, kötü huylu kanserleşme riski olanlar ise liposarkom olarak sınıflandırılır. Yapılan araştırmalara göre görülen yağ bezelerinin yalnızca %0.5 kanserleşme eğilimindedir.  Kötü huylu olmalarına karşın ölümcül değillerdir. Liposarkomun vücuttan alınması ile kanserleşmenin önüne geçilebilir. 

Yağ bezeleri cilt altında konumlanan yumuşak dokulu hareket ettirilebilen şişliklerdir. Ağrıya neden olmazlar. Boyut olarak çeşitli boyutlarda olabilir. Kimi lipom nohut kadardır, kimisi ise portakal büyüklüğünde olabilir. Ayrıca bir veya birden fazla olacak şekilde de bulunabilirler. 

Neden Olur?

Yağ bezelerinin oluşma nedeni kesin olarak bilinmemektedir. Ancak uzmanlar tarafından genetik faktörlerin ve meydana gelen travmaların etkisi olduğu düşünülmektedir. Genetik faktörler ve lipomların görülme sıklığının araştırıldığı bir çalışmada genetik faktörlerinin etkisinin %2-3 gibi bir oranda etkilediği tespit edilmiştir. Aynı çalışmada obezite ve diabet hastalığı bulunan bireylerde lipomların gelişme riskinin daha fazla olduğu da tespit edilmiştir. 


Yağ Bezesi Nasıl Teşhis Edilir?

Hastalığın tanısı tecrübeli bir genel cerrahi uzmanı tarafından muayene ile konulabilir. Nadiren cilt altında bulunan kist sebasea, lenf bezi büyümesi ya da yumuşak doku tümörü ve kanserleri ile karışabilir. Yağ bezesi yumuşak elastik kıvamlı sıklıkla yuvarlak veya oval, kolaylıkla yerinden sağa sola oynatılabilen bir şişliktir. Şüpheli durumlarda Ultrasound, tomografi yada MR gibi tetkikler tanıda yardımcı olur. Gerekirse kitleden değişik yöntemlerle parça alınıp patolojik tetkik yapılarak kesin tanı konur.

Yağ Bezesi Tedavisi Nasıl Yapılır?

Yağ bezelerinin oluşmasını engellemenin bir yolu yoktur. Ancak kolaylıkla tedavi edilebilirler. Zararsız lezyonlar olmasına rağmen büyümesinden kaynaklı rahatsızlıklara ya da estetik anlamda rahatsızlığa neden olabilir. Bu tür durumlarda cerrahi yolla kolaylıkla vücuttan çıkarılabilirler. 

Yağ bezelerinin tedavi edilmesi yani alınması şart değildir. Ancak alınmasının da herhangi bir zararı bulunmamaktadır. 

Tedavi geleneksel cerrahi yöntem uygulanarak yağ bezesinin tamamının çıkarılması ile sağlanır. Özellikle çok sayıda yağ bezesi olan hastaların tüm bezelerinin alınması gereksizdir. Belli bir büyüklüğü aşan, hayatın normal akışını ve fiziksel aktiviteyi etkileyen ya da estetik açıdan kötü bir görünüme sebep olan lipomlar alınmalıdır.

Lipomlar esnek olduğundan (yumuşak ve hareket ettirilebilir dokulardır) kendi ebatlarından daha küçük bir cerrahi kesi ile alınabilirler. Ayrıca cerrahi kesi cildin doğal çizgilerine paralel yapılıp ince prolen iplik kullanılarak cilt altı devamlı dikiş ile kapatılırsa minimum seviyede bir yara izi kalır. Cilt altı dikiş kullanılması sayesinde estetik anlamda tedavi sonrasında istenmeyen bir durumla karşılaşılmaz. Yara iyileşmesi alındığı bölgeye bağlı olarak yaklaşık bir hafta sürer.

Kanserleşme Riski Olan Lipomlar Nasıl Anlaşılır?

Cilt altı bezeler hızlı büyüyorsa, sınırları düzensiz ise bulunduğu yere yapışık hiç hereket ettirilemiyorsa boyutları 10-15 cm den büyükse alınıp patolojik tetkikinin yapılması şarttır. Kesin tanı ancak patolojik tetkik ile konabilir. Ultrasound, MR ve tomografi cerrahi öncesinde yol gösterici olabilir ancak kesin tanı konulmasını sağlamaz. Bu nedenle yukarıdaki bulgular söz konusu olduğunda mutlaka bir cerrahi uzmanına muayene olmalıdır  

Liposarkom nasıl tedavi edilir ?

Liposarkom bir yağ dokusu kanseridir, tedavisi hiç kalıntı kalmayacak şekilde cerrahi olarak tamamen alınmasıdır. Hayati organlara yakın oldugunda çok zor çıkarılır ve sıklıkla aynı yerde tekrarlar.

Referanslar

1 Zafar, R., & Wheeler, Y. (2019). Cancer, Liposarcoma. In StatPearls [Internet]. StatPearls Publishing. https://www.ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK538265/

2 Kolb, L., & Rosario-Collazo, J. A. (2018). Lipoma.https://www.ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK507906/

#rektalmuayene

HEMOROİD (BASUR) MUAYENESİ NASIL YAPILIR?

Hemoroid, bir çok kişinin yaşam kalitesini düşürecek derece de etkili bir rahatsızlıktır.
Hassas bir bölgede meydana gelmesi dolayısı ile çekinme ve utanma duygusuyla muayene ve tedavisi genellikle erteleme yoluna gidilir. Gündelik yaşantınızda bile hastalığınızı ve buna bağlı meydana gelen şikayetlerinizi anlattığınız bir çok kişiden, aynı sıkıntıların kendinde de olduğunu duyabilirsiniz.

Hemoroid, bir an da ortaya çıkan bir hastalık değildir. Başlangıç ve ilerleme evreleri vardır. Makat bölgesinde meydana gelen belirtiler (kanama, şişlik, kaşıntı..) size hastalığınız hakkında ipucu verirken zamanla ilerleme gösterecektir. Her hastalık da olduğu gibi erken teşhisi önemlidir. Ardından gereken tedavi gerçekleştirilirse rahatsızlık ileri derecelere ulaşmadan sonlandırılacaktır.
Hemoroidde muayene ve tedaviyi geciktirmek kişiye hiçbir şey kazandırmayacağı gibi, daha ileri yöntem ve zorlu tedaviler olmaya iter. Nasıl ki göz hastalıklarında göz doktoruna başvuruyor, iç hastalıklarında dahiliye hekimine ihtiyaç duyuluyorsa; hemoroid gibi makat hastalıklarında muayene ve tedavi olarak yardım alınacak branş GENEL CERRAHİ ve PROKTOLOJİ bölümüdür.


HEMOROİD MUAYENESİNİN AŞAMALARI NEDİR?

Hemoroid muayenesinde; Öncelikle başvurduğunuz hekim, yaşadığınız sıkıntıları sizden sözlü olarak dinleyecektir. Daha sonrasında şikayetlere takiben ‘GÖZ İLE MUAYENE’ ve ardından ‘REKTAL TUŞE’ olarak adlandırılan parmakla muayene gerçekleşir ki bu büyük oranda muayenenin bittiği anlamına gelir. Tam olarak tanı konulması ve hangi damarlarda hemoroid meydana geldiğini görmek için ‘ANOSKOP MUAYENESİ’ yapılır. Bu arada makat da başka hastalıklar mevcut ise anoskop muayenesi ile hepsi belirlenir. Yani anoskop muayenesi tüm makat içi hastalıkların belirlenmesi ve tanı konmasında kullanılır.

Anlattıklarımız sizi korkuya ve endişeye sevk etmesin. Çünkü saatlerce maruz kalınacak bir durum değildir. Göz ile muayene, rektal tuşe ve anoskop muayenesi en fazla 1-2 dakika gibi bir zaman diliminde gerçekleşir. Daha sonraki aşamada, hastalığın ne olduğu, hangi evrede ilerlediği ve hangi tedavi yöntemlerinin uygulanabileceği hastaya aktarılır.

1-2 dakikalık muayene ardından, aklınıza takılan ve sizi şüphe ve endişeye düşüren tüm soruların cevabını kesin olarak öğrenmiş olursunuz.



Anoskopi nedir?

Üyelik
Tıbbi İçerik Yazarı
Bilgi
Kuruluş Adı:
Op. Dr. Nizam KURTDERE-Genel Cerrahi-Şişli-İstanbul
Doktor Adı:
Op. Dr. Nizam Kurtdere
Telefon Numaraları:
0212 246 10 04- 0532 463 96 82
Sokak ve bina adresi:
Halaskargazi Cad.Kuran İş Merkezi No:145 Kat:5
Mahalle:
Merkez Mahallesi
Kurum / Kuruluşun Bulunduğu Kent:
İstanbul
Harita
Tıbbi Makaleler
Benim Videolarım
Benim SSSım
Dosyalarım

Hekim.Net

Close