Op. Dr. Nizam KURTDERE-Genel Cerrahi-Şişli-İstanbul

  • 3583

Genel Cerrahi-Medikal Estetik-Proktoloji 

Ben, Siğil, Nasır, Lipom (Yağ bezesi) gibi lezyonların iz bırakmayan yöntemlerle tedavisi... 

Hemoroid, Kıl dönmesi, Anal fissür (Makat çatlağı) gibi ameliyatla tedavi edilen hastaların ameliyatsız ya da ayakta uygulanan girişimsel tedavisi... 

Profil Fotoğrafları
opdrnizamkurtdere6
opdrnizamkurtdere5
opdrnizamkurtdere4
opdrnizamkurtdere3

#botokslamakatçatlağıtedavisi

Bilimsel adı ile Anal Fissür, halk arasında yaygın olarak Makat Çatlağı olarak bilinir. Makat bölgesinde en sık karşılaşılan ağrılı sorunlardan biridir. Kanal girişinde başlayan ve içeri doğru uzanan 1-1,5 cm uzunluğunda ve 1-2 mm derinliğinde küçük bir yaradır aslında. Fakat bu küçüklüğünün yanı sıra çok ciddi ağrıları beraberinde getirir. Anal fissür sıklıkla kabızlık durumunun bir sonucudur. Dışkılama sırasında,  sert ve büyük hacimli dışkı makattan geçerken genişleme ve gerilmeye neden olduğu için mukozada yırtık ya da çatlamaya yol açar. Bu yaralar bazen hafif ağrı ve yanma hissi vererek birkaç gün içerisinde iyileşebilir. İyileşmeyen yaraların ise kendiliğinden geçmesi mümkün değildir. Ağrılar gittikçe artan bir seyirle devam eder. Artan ağrılar makat kaslarında istem dışı kasılmalara yol açar. Bunun sonucu olarak, anal kanal içinde kan dolaşımı zorlaşır. Dolaşımın bozulması yaranın iyileşmesini durdurur ve her tuvalet yarayı biraz daha derinleştirir. Bu evre akut fissür olarak değerlendirilir. Bu aşamada çatlak, kas gevşetici kremlerle tedavi edilebilir. Kasın gevşemesini sağlayan krem sayesinde basınç düşer, kan dolaşımı düzelir ve yara iyileşebilir. Dışarıdan sürülen kremler sayesinde çatlağın 2-3 hafta gibi bir süre içerisinde iyileşme oranı %40 civarıdır. Bunun sebebi, kremlerle uzun süreli ve düzenli kas gevşemesi sağlanamamaktadır. Bu süre içerisinde iyileşemeyen çatlaklar artık kronikleşmiştir. Bu kronik durumda kremlerin işe yaraması beklenemez. Kronik anal fissür hastalığının tek tedavi yöntemi yakına zamana kadar LİS (Lateral İnternal Sfinterotomi) olarak bilinen ameliyat yöntemiydi. Bu ameliyat yöntemindeki başarı oranı oldukça yüksektir ancak ameliyatla tedavi yönteminin ciddi komplikasyonları vardır. Bu sebeple, başka tedavi yöntemleri araştırılmış ve Botoks enjeksiyonu ile tedavi yöntemi bulunmuştur. 

Anal Fissür (Makat Çatlağı) Ameliyatının Sakıncaları:

Anal fissür tedavisindeki ameliyatlı (LİS yöntemi) yöntemle, kasılmaya sebep olan makattaki iç kas (internal sfinkter) kesilmektedir. Makattaki iç kasın kesilmesi gevşemeyi sağlayarak kan basıncını düşürür. Kan dolaşımının normale dönmesiyle yara iyileşir. Fakat kesilen bu kas artık kendini onaramaz. Ayrıca, kasın kesildiği yerde bir boşluk oluşduğundan burada delik şeklinde deformasyon meydana gelir. Bu delikden kalın bağırsak salgısı sızarak makatta daima bir nemlilik ve kaşıntı olmasına sebep olur. Az da olsa büyük abdest tutmaya yarayan kaslardan biri kesilmiş olduğu için, gaz kaçırma yada ishal durumlarında dışkı sızmasına da yol açabilir. Bunlardan başka ameliyat sonrası kanama, hematom, enfeksiyon ve apse gibi komplikasyonların görülmesi de söz konusudur.

Ameliyatsız Anal Fissür (Makat Çatlağı) Tedavisinin Avantajları:

Kronikleşen ve krem tedavisine cevap vermeyen anal fissür, botoks enjeksiyonu ile başarıyla tedavi edilebilmektedir. Ameliyatsız anal fissür tedavisinde LİS ameliyatında bahsi geçen kas kesilmez, kasın içine botoks enjekte edilerek kas gececi olarak felç edilir. Felç olan kas gevşer ve anal kanaldaki basınç düşer. Bu sayede kan dolaşımının düzelmesi sonucu yarada iyileşme meydana gelir. İyileşme süreci birkaç haftadır. Kas bu şekilde felçli olarak 3-4 ay kalır, bu süreden sonra kas yeniden çalışmaya başlar ve bu arada yara iyileşdiğinden her şey normale döner. Botoks kas içine ince bir iğne ile bir-iki dakika gibi kısa bir sürede uygulandığından, işlem öncesi herhangi bir öz hazırlık gerektirmez. Uygulama sonrası da sadece enjeksiyon yapıldığı için istirahate gerek yoktur. Hasta normla yaşantısına kaldığı yerden devam edebilir.

Bu sebeple; Botoks enjeksiyonu konforlu bir tedavi yöntemidir. 

 Anal Fissür Tedavisinde Botoks Enjeksiyonunun Ameliyata Göre Üstün Tarafları:

1- Uygulama öncesi hazırlığa gerek yoktur.

2- Ameliyat riskleri söz konusu değildir.

3- Birkaç dakika gibi çok kısa sürede uygulanır.

4- Uygulama sonrası istirahate gerek yoktur.

5- Ameliyat sonrası görülebilecek kanama, hematom, apse ve enfeksiyon riskleri yoktur.

6- Makat iç kası kesilmediğinden deformasyon oluşmaz, bu sebeple gaz kaçırma ve dışkı sızdırma söz konusu olmaz.

Sonuç olarak; Anal fissür (makat çatlağı) tedavisinde ameliyat yönteminin içerdiği komplikasyon ve riskler sebebiyle öncelikle ameliyatsız botoks enjeksiyon tedavisi tercih edilmelidir. Ancak iyileşmeyen durumlarda ameliyat yöntemi kullanılmalıdır.

  

 






 

Rectal Tuşe Nedir ?

Tuşe sözcük anlamı; dokunma ya da temasla hissedilen veya bu temasın değerlendirilmesi sonucu meydana gelen algıdır.
Tuşe muayenesi; tıpta iki çeşit muayeneyi akla getirir.

 1- Vaginal Tuşe 

 2-Rectal Tuşe 

Her iki muayenede de vücüt içine uzanan bir boşluğa parmak ile girilerek o bölgede olabilecek hastalık bulgularının saptanması amacıyla uygulanır. Bu muayene tıbbi tetkik olanaklar o kadar çok gelişme sağlanmasına rağmen halen önemini kaybetmemiştir. Vaginal tuşe kadın hastalıkları uzmanlığının konusu olması nedeniyle biz burada rektal tuşe üzerinde duracağız.

Rectal tuşe muayenesi ne zaman yapılmalıdır?

-Makattan kan gelmesi
-Makat ağrısı
-Kabızlık
-Büyük abdest kaçırma
-Makatta şişlik
-Ürolojide prostat ile ilgili şikayetler.

 Rectal tuşe nasıl yapılır?

Ülkemizin ahlaki anlayışı ve utanma, çekinme duygusu nedeniyle hastalar sıklıkla tuşe muayenesinden kaçınmaktadır. Oysa bu tıpta olağan bir muayenedir. Konforlu bir muayene olmamakla birlikte normalde ağrısızdır. Hastaların rectal muayeneden kaçınmasını önlemek için, konu hakkında bilgilendirilmeli ve muayeneye uygun bir ortam hazırlanmalıdır.
Muayene odası kalabalıktan uzak olmalı, hastanın bakılacağı muayene masası bir paravanla odanın diğer kısmından ayrılmış olmalıdır.
Hastaya bayan veya erkek doktor tercih etme hakkı tanınmalıdır.
Doktorun yanında bir yardımcı sağlık personeli bulunmalı ve hasta isterse odada (paravanın diğer tarafında) bir yakını veya arkadaşını bulundurabilmelidir.
Hasta muayene masasına doktor veya sağlık personeli yardımıyla sol yan veya diz dirsek pozisyonuna alınır.
Doktor eldiven takar makata dışarıdan bakarak herhangi bir rahatsızlık olup olmadığını değerlendirir. Parmağına kayganlaştırıcı jel sürer, glutea yavaşça açılıp parmak anal kanala nazikçe sokularak muayene gerçekleştirilir. Hoş olmayan bu durum normal şartlarda ağrısızdır. Doktor muayene esnasında makat kaslarının normal çalışıp çalışmadığını anlamak için hastadan makatını sıkmasını isteyebilir. Muayene tamamlandıktan sonra hasta giyinir ve muayenenin sonuçları hastaya anlatılır.
Rectal tuşe muayenesi ile anal kanal ve kalın bağısağın alt 7-8 santimetreye kadar olan kısmında başta kanser olmak üzere bir çok makat hastalığının belirtileri saptanır veya teşhis konabilir.


 

Halk arasında basur olarak bilinen söz konusu makat hastalığı tıbbi olarak hemoroid ismi ile anılmaktadır. Oldukça sık karşılaşılan bir sorun olmasına karşın hastalar genellikle utanma duygusu yüzünden doktora başvurmazlar. Bu nedenle hastalığın görülme sıklığı konusunda net bir yorum yapılamamaktadır. 

Ancak hemoroid hastalığının görülme sıklığının tespit edilmesi için yapılan çalışmalar sorunun görülme sıklığı hakkında bilgi vermektedir.

Rastgele seçilen 927 hasta arasında yapılan bir araştırmada hastaların %38 inde hemoroid hastalığına dair bulgular tespit edilmiştir.  Hemoroid hastalarından 277 tanesinde 1. Derece, 70 hastada 2. Derece, 31 hastada 3.derece ve 2 hastada 4. derece hemoroidler tespit edilmiştir. [1]

Beslenme, ileri yaş, aşırı kilolu olmak gibi faktörler hastalığın görülme riskini arttırmaktadır. Bu nedenle genel nüfusta yapılan araştırmalar farklılık göstermektedir. Örneğin 40 yaş üstü bireylerde sorunun görülme riski yüksektir. 40 yaş üstü bireylerde neredeyse her iki kişiden birinde hemoroid problemine rastlanmaktadır. 

Hastalığın görülme riskini arttıran faktörlerle alakalı yayınlanmış bilimsel makaleye aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz. 

https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC4755769/

 Hemoroid Tedavisi Nasıl Yapılır?

İnsanların yarısında görülecek kadar sık rastlanan bu hastalığa onlarca çeşit tedavi yöntemi uygulanmaktadır. Buna rağmen henüz farklı evrelerdeki tüm hastalara uygulanabilecek ideal bir tedavi yöntemi tanımlanmamıştır. 

Aynı hastalığa farklı doktorlar tarafından farklı tedaviler önerilmektedir. Bu durum hastalar açısından kafa karışıklığı ve tedavide tereddütlere neden olmaktadır. 

_________________________________________

[1] https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/21932016


Farklı birçok tedavinin bulunmasının neden olduğu kafa karışıklığının ortadan kaldırılması için öncelikle hastanın makat bölgesinin anatomisi hakkında bilgilendirilmesi faydalı olacaktır. Bu sayede farklı tedavileri artı ve eksileri hastalar tarafından daha net anlaşılabilir. Ayrıca hastaların bilgilendirilmesi tedaviye karar verilmesi hakkında faydalı olacaktır.

Uygulanacak tedavi veya tedaviler hemoroidin derecesine göre belirlenmelidir.

Hemoroid Evreleri

Hemoroid hastalığı oluşan memeciklerin makattan sarkması durumuna göre 1 ile 4 arasında derecelendirilmektedir. 

1.evre hemoroidde basur memeleri yeni oluşmaya başlar ve makat dışına sarkmazlar.

2.evre hemoroidde basur memeleri tuvalet ihtiyacı giderilirken ıkınma ile makat dışına sarkar, ıkınma bittikden sonra kendiliğinden anal kanal içine geri döner.

3.evre hemoroidde basur memeleri tuvalet esnasında makat dışına sarkar, tuvaletten sonra kendiliğinden anal kanala çekilmezler.İçeri girmeleri için elle itilmeleri gerekir.

4.evre hemoroidde basur memeleri kalıcı olarak makatın dışına sarkmış haldedir, el yardımıyla da anal kanal içerisine itilemezler.

1 ve 2. Evre Hemoroid Tedavisi

Beslenme ve tuvalet alışkanlığının düzeltilmesi (kabız kalmama, tuvalette uzun oturmama ve çok ıkınmama vs.) çoğunlukla yeterli olur. İlaç kullanımının faydaları tartışmalıdır. İlaçlar hemoroid memesinin ortadan kalkmasını sağlamaz, komplikasyon gelişmişse (tromboz, anal hematom gibi.) şikayetlerin yatışmasına yardımcı olabilir.

2. ve 3. Evre Hemoroid Tedavisi

Komplikasyon gelişmişse ilaç ve tavsiyelerle düzeltilir. Hemoroidin kalıcı tedavisi için girişimsel tedavi yöntemlerinden yararlanılır. Girişimsel tedaviler (Rubber bant, İnfrared fotokoagulasyon, skleroterapi gibi…) için narkoz gerekmez, ayakta  5-10 dakika gibi kısa bir sürede kolay uygulanır. İşlem sonrasında istirahat gerekmez, genellikle sonraki gün rahatlıkla işe devam edilebilir.

4. Evre Hemoroid Tedavisi

Yukarıda tarif ettiğimiz tedavi yöntemleri yeterli iyileşme sağlamaz. Çok prolabe olmamış erken 4.cü evre hemoroidler THD veya laser ile genel anastezi altında tedavi edilebilir. Hastayı THD tedavisi yapıldıktan sonra aynı gün, Laser tedavisinde ise 1 gün sonra hastaneden taburcu etmek mümkündür. İlerlemiş 4.cü evre hemoroidlerin tedavisi için geleneksel cerrahi yöntemlerinden biri önerilir. Geleneksel cerrahi sonrasında hasta  3 hafta boyunca zahmetli bir iyileşme dönemi geçirir. Cerrahi tedavinin komplikasyon oranı da oldukça yüksektir.

 Basur hastalığında seçilen tedavi yöntemi çok önemlidir.

   -Makat tuvalet esnasında 4-5 cm çapına kadar genişleme ve sonra büzüşerek gaz ve sıvı kaçırmayacak şekilde kapanma yeteneğine sahiptir. Uygulanacak tedavi yöntemlerinin bu anatomik ve fonksiyonel yapıyı bozmaması gerekir.

Bilindiği gibi insan dokusuna yapılan cerrahi müdahale ve doku tahribatı yerinde skar (nedbe) dokusu oluşturarak iyileşir. Bu iyileşme dokusu serttir ve esneme özelliği yoktur. Makatta çepeçevre skar dokusu oluşturacak agresif bir cerrahi girişim makatın esneme ve büzüşme fonksiyonunu bozar, darlık ya da dışkı kaçırmaya sebep olur.

Hemoroid hastalarına genç yaşlarda erken evre basur için (1-2 ve 3.cü derece hemoroidlerde) yapılan cerrahi tedavilerde tekrarlama ihtimali daha yüksektir. Tekrar ameliyat veya başka müdahaleler yapmak gerekebilir. Anal fissür, anal fistül, kondilom gibi küçük cerrahi müdahale gerektiren başka hastalıkların gelişmesi durumunda tekrarlanacak cerrahi müdahalelerle makatta geniş skar dokusu ve anatomik deformasyonlar oluşur.

 Bu skar ve deformasyon dokusu makatta darlık (makatın yeterince genişleyememesi) veya yetmezlik (gaz ve feçes kaçırma) gibi komplikasyonlara sebep olabilir.

Şüphesiz ameliyatın gerekli olduğu durumlarda bu girişimleri olmaktan kaçınılmamalıdır, ancak erken yaşlarda ve hemoroid 4.cü evre olmadan klasik ameliyat tercih edilmemelidir.

Ayrıca skar yapan girişimlere alternatif bunu oluşturmayan girişimler varsa bunlar tercih edilmelidir. Örneğin; hemoroid tedavisinde THD (HAL-hemoroidal arter ligasyonu) müdahalesinde hemoroidi besleyen atar damarlar anal kanal içine sokulan bir ultrason probu yardımıyla tespit edilip bağlanmakta herhangi bir kesme dikiş veya doku tahribatı yapılmamaktadır.

 Buna bir başka örnekte; anal fissürde ameliyat yerine botulinum toxin enjeksiyonu uygulanmasıdır. Ameliyatta iç kas kesilir, botulinum toksin uygulamasında ise sadece aşı enjektörü ile kas içine 2 cc ilaç verilir. Hem THD hem de botulinum enjeksiyonu uygulanmasında hastalar ertesi gün işlerine dönebilmekte ve anal kanalda skar dokusuna sebep olmamaktadır. 

Bu tedavi yöntemlerinin tercih edilmesi yukarıda bahsettiğimiz anal darlık, anal yetmezlik, kanama, hematom, abse gibi komplikasyonlardan kaçınmayı sağlar.

Makat ameliyatlarında ve özellikle hemoroid de doku kaybı ve doku tahribatı yapmayan veya minimum yapan yöntemler tercih edilmelidir. Tabi ki hemoroid de yapılacak müdahale yönteminin belirlenmesinde tek kriter bu değildir. Müdahale sonrası ağrı, kanama, hematom, abse gibi komplikasyon gelişme risklerinin de hesaba katılması gerekir. Bu komplikasyonlar sıklıkla klasik cerrahide görülür. Hastalara, yapılacak tedavi yönteminin etkinliği, iyileşme süresi ve tekrarlama ihtimali konusunda bilgi verip beklentilerine en uygun tedavi yöntemini tercih etmeleri sağlanmalıdır.







 

Kabızlık büyük tuvaletin düzenli ve kolay yapılamaması, kalın barsağın tamamen boşaltılamaması durumudur. Büyük abdest sert, topaklı, az yada çok hacimli olabilir. Kabızlık her yaşta görülebilen bir durumdur. Şiddeti kişiden kişiye göre değişiklik gösterir, bazı insanlarda kısa süreli olabildiği gibi bazılarında uzun süreli (kronik ) olabilir.

Kabızlığın sebepleri nelerdir?

-Lifli gıdalar sınıfındaki sebze, meyve ve tahıl gibi gıdaların yeterince tüketilmemesi,
-Hayat tarzının ve beslenme alışkanlığının değişmesi,
-Tuvalet gereksinimi duyulduğunda bunun ertelenmesi,
-Durağan bir hayat ve egzersiz yapmamak,
-Kullanılan bazı ilaçlar (Antiasit, sara ve antipsikotik ilaçlar, Kalsiyum ve demir hapları v.b.)
-Az miktarda sıvı tüketmek,
-Psikolojik durum bozuklukları (aşırı üzüntü ve depresyon),
-Gebelik,
-Bazı hastalıklar (Diabet, goitre, bazı kas hastalıkları, bazı sinir hastalıkları v.b.) kabızlığa neden olabilir.

Kabızlık nasıl geçer?

Kabızlık şikayetinin giderilmesi için kabızlığın şiddeti ve buna neden olan etkenlerin göz önünde bulundurulması ve buna göre önlemlerin alınması gereklidir. İlk tercihimiz, ilaç kullanmadan alınacak önlemlerle kabızlığın giderilmesidir. Aksi halde, hayat boyu ilaç kullanmamız gerekecektir. Bu durum barsak tembelliğini arttırıp hastayı ilaca bağımlı hale getirir. Bir süre sonra ilaca tolerans gelişir ve ilaç etkisiz hale gelir, tedavi gittikçe zorlaşır. Oysa hastaların büyük bir kısmında alınacak önlemlerle kabızlık şikayeti ilaç kullanmadan düzelmektedir.

-Öncelikle yaşam biçimimizi ve beslenme alışkanlıklarımızı değiştirmeliyiz.
-Düzenli egzersiz yapmalıyız (günlük yürüyüş veya koşu)
-Lifli gıda alımını tedricen arttırmalıyız.(sebze,meyve ve tahıl)
-Bol su içmeliyiz.
-Düzenli bir tuvalet alışkanlığı edinmeli ve tuvalet ihtiyacı olduğunda ertelememeliyiz.
-Kabızlık başka bir hastalıkta kullandığımız ilaca bağlı ise alternatif ilaçlar için doktorumuzla görüşmeliyiz.

–Ayrıca; her yemekten önce 3-5 kaşık buğday kepeği tüketmek tuvaletin daha yumuşak olmasını ve daha kolay çıkmasını sağlayabilir. (Buğday kepeğini yoğurt,ayran veya başka sıvı ile karıştırıp tüketebiliriz).
Aldığımız bu gibi önlemlerle kabızlık düzelmiyorsa mutlaka doktora muayene olmalı ve kabızlığa sebep olabilecek bir hastalık olup olmadığını araştırmalıyız. Çünkü kabızlığa sebep olan çok ciddi hastalıklar vardır (kalın barsak kanseri, ülseratif kolit, crohn hastalığı, hassas barsak sendromu v.b.). Bunların teşhis edilip tedavileri geç kalmadan yapılmalıdır.

Kabızlık, bazıları ciddi olan birtakım hastalıkların gelişmesine sebep olabilir.

Kabızlık hangi hastalıklara sebep olur?

-Hemoroid (basur)
-Anal fissür (makat çatlağı)
-Rectal prolapsus (makat sarkması)
-Dışkıda taşlaşma sonucu abdest yapamama
-Anal yetmezlik (tuvalet tutamama)
Sonuç olarak; kabızlık kendi yanlış alışkanlıklarımıza bağlı olabileceği gibi kullandığımız ilaçlara veya ciddi hastalıklara bağlı olabilir, bu nedenle kendi aldığımız önlemlerle düzelmeyen durumlarda mutlaka muayene olmalı ve geç kalmadan arkasında hastalık varsa (barsak kanseri, ülseratif kolit, krohn hastalığı v.b.) ortaya çıkarılmalıdır, aksi takdirde hastalığın tedavisinde geç kalınabilir veya kabızlığa bağlı olabilen hastalıklardan birisinin oluşmasına sebep olabiliriz.

Gebelikte kabızlık;

Hamilelikte kabızlık çok sık karşılaşılan bir durumdur, çünkü gebelikte çok salgılanan progesteron hormonunun kas gevşetici etkisi vardır. Barsak içeriği barsak kaslarının peristaltik kasılması ile ilerletilir, progesteron hormonu bu kasların hareketliliğini azaltarak barsak muhtevasının geçişini yavaşlatır ve sıvı emiliminin artmasına ve dışkının sertleşmesine sebep olur. Yukarıda tarif ettiğimiz önlemler ve buğday kepeği tüketimi çoğu zaman hamilelikte kabızlığın önlenmesine yardımcı olur. Gerekirse doktor tarafından barsakta emilmeyen ve bebeğe zarar vermeyen ilaçlar kullanılabilir.

 

Cilt altında olan ve elle sert veya yumuşak olarak hissedilen şişliklere halk arasında beze denilmektedir. Nispeten daha büyük olanları yumru olarak adlandırılır. Tıbbi olarak cilt altında şişlik ile kendini gösteren birçok farklı lezyon vardır. Bunlar arasında en sık rastlanan şişlikler lenf bezi şişlikleri, lipom (yağ bezesi) ve kist sebase (yağ kisti) diye bilinen lezyonlardır. Bunların dışında iyi huylu birçok tümörden, daha nadir olarak görülen kanserlere kadar birçok hastalıklar cilt altı şişlikle kendini gösterebilir. Görüldüğü gibi cilt altı bezeleri büyük oranda iyi huylu hastalıklara bağlı olmakla birlikte hastada hayati tehlike de dahil ciddi sonuçları olan kanserlerin belirtisi olabilir. Bu nedenle cilt altı şişlikleriyle karşılaştığımızda doktora muayene olmak konusunda tereddüt edilmemelidir. Erken tanı ile kanser gibi birçok ciddi hastalığın tedavisi mümkün olmaktadır. Bezeler çok farklı lezyonlar olduklarından, oluş sebepleri de kaynaklandığı dokulara göre birbirinden farklılık gösterirler. Teşhis, takip ve tedavi yaklaşımları da birbirinden farklıdır.

 Cilt Altı Beze ve Yumrular Nasıl Teşhis Edilir? 

Her ne kadar cilt altı bezeler birbirinden farklı olsa da teşhis ve takipte ortak prensipler uygulanır. Buna göre muayene ile birçok şişlik tecrübeli hekimler tarafından doğru şekilde teşhis edilebilir. Gerekirse yüzeysel ultrason çekilir. Nadiren tomografi veya MR gerekebilir. Buna rağmen kesin tanı konamayan bezeler teşhis amaçlı ya tamamen cerrahi olarak çıkarılır ve patolojik tetkik için gönderilir veya değişik yöntemlerle parça alınıp yine teşhis amaçlı patolojiye gönderilir. Lezyonun nasıl tedavi edileceği patoloji sonucuna göre belirlenir. 

Sık Rastlanan Cilt Altı Beze ve Yumruları:

 Lipom (Yağ Bezesi)

 Tıbbi olarak lipom olarak adlandırılan iyi huylu tümörler halk arasında yağ bezesi olarak bilinmektedir. Adından da anlaşılacağı üzere yağ dokularının kontrolsüz olarak bir araya gelmesine bağlı olarak oluşurlar. Oldukça sık görülen bir sorun olmasına karşın doktora başvurulmamasından dolayı görülme sıklığı net olarak tespit edilememiştir. Ancak yapılan çalışmalar toplumun genelinde her yüz kişiden birinde lipom olduğunu tespit etmiştir. Lipomlar vücutta tek tek ya da birden fazla olarak bulunabilir. Bireyde birden fazla lipom varsa bu duruma lipomatoz adı erilmektedir. Çoklu lipomların bulunması Gardner sendromu, adiposis dolorosa ve Madelung hastalığı gibi bazı sağlık sorunları ile ilişkilendirilebilir. Bu nedenle çoklu lipomlar tespit edilirse doktorun gerekli görmesi durumda bu hastalıkların varlığı araştırılır. Lipomlar ve bahsedilen hastalıklar arasındaki ilişki hakkında ayrıntılı bilgi edinmek içim alıntı yapılan makaleye verilen linkten ulaşabilirsiniz. 1 Yağ bezesi vücudun kafa derisi dışında her yerinde bulunabilir. Kafa derisinde olan lezyonlar yağ bezesi değil yağ kisti olarak sınıflandırılmaktadır. Lipomlar sınırları belli, yumuşak dokulu ve cilt altında hareket ettirilebilen cilt lezyonlarıdır. Boyutları birkaç milimetreden 5-10 cm kadar değişkenlik gösterebilir.Nadiren daha büyük olabilir. Büyük olanları liposarkom denen yağ dokusu kanseri ile karışabilir. Yapılan araştırmalar büyük ve çoklu lipomlarım %5 ila %10unun ailesel yani genetik hastalıklarla ilişkili olduğunu tespit etmiştir.2 Teşhisi muayene ve ultrason ile konur. Bazı ailelerde daha sık görülebilir. Şüpheli olan veya bir şekilde rahatsızlık yaratan lipomlar lokal anestezi altında cerrahi olarak çıkarılarak tedavi edilir. Diğerleri takip edilir ve hızlı büyüme varsa o zaman cerrahi olarak çıkarılır. 

Kist sebase 

Halk arasında yağ kisti olarak bilinen lezyonlar tıbbi olarak kist sebase olarak anılır. Sıklıkla saçlı deride görülmekle beraber vücudun değişik bölgelerinde bulunabilir. Sebase kistler içerilerinde sebum adı verilen sıvı veya akışkan bir madde içeren kapsülle çevrili cilt altı oluşumlardır.Kanserle ilgisi olmayan iyi huylu yapılardır. Kapsülle çevrili olmalarında dolayı çevre dokularla ilişkisi yoktur. Tıpkı yağ bezeleri gibi üzerine bastırıldığı zaman hareket eden, yumuşak yapılı ve ağrıya neden olmayan dokulardır. Yağ kistleri saçlı deri de bulunan yağ bezlerinin tıkanmasına veya salgılanan sebum sıvısının herhangi bir sebepten dolayı cilt dışına çıkamamasına bağlı olarak oluşur. (sebum sıvısı saçlı derinde bulunan yağ bezleri tarafından salgılanan bir sıvıdır.) Bir veya daha çok sayıda olabilir. Yağ kistleri büyüklüğü birkaç milimetreden 5-6 santimetreye kadar değişen yuvarlak şişliklerdir. İltihaplanırsa ağrı ve abseleşme yapabilir. Bazı ailelerde daha sık görülür.

 1 Charifa, A., & Badri, T. (2018). Lipomas, pathology. In StatPearls [Internet]. StatPearls Publishing.

 https://www.ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK482343/ 

2 Kolb, L., Barazi, H., & Rosario-Collazo, J. A. (2019). Lipoma. In StatPearls [Internet]. StatPearls Publishing.

 https://www.ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK507906/ 

 Çoğunlukla muayene ile teşhis edilebilir. Şüphe varsa yüzeyel ultrason çekilerek teşhis konur. Lokal anestezi altında cerrahi yöntemle çıkarılarak tedavi edilir. Yapılan araştırmalarda yağ kistlerinin daha sık 20li ve 40lı yaşlarda görüldüğü tespit edilmiştir. Ayrıca yağ kistini genellikle akne problemi ile birlikte görüldüğü de araştırmalarda elde edilen veriler arasındadır.3

 Lenf Bezleri 

Boyun yan ve ön tarafları, koltuk altları ve her iki kasık etrafında cilt altı bölgede yerleşmiş birçok lenf bezi bulunmaktadır. Bunlar ancak değişik sebeplerle büyüdüğünde elle hissedilir. Birkaç santimetreye kadar büyüyebilir, kısmen yumuşak ya da sert ve yerinde sabit olabilir. Büyüme sebebi sıklıkla bölgeye yakın iltihabi hastalıklardır. İltihap sebebi ile büyüyen lenf bezleri genellikle ağrılıdır. Daha seyrek olarak bir kanserin yayılması veya lenf bezinin kendi kanseri de büyümeye sebep olabilir. Bunlar ağrısızdır. Neredeyse tüm kanser çeşitlerinin ilk yayıldıkları yerler en yakın lenf bezleri olduğundan kanser hastalarının teşhis ve takibinde lenf bezleri büyük önem taşır. Teşhis için muayene, ultrason veya diğer tetkik ve görüntüleme yöntemlerinden faydalanılır. Gerekirse cerrahi olarak alınıp patolojik tetkiki yapılarak kesin tanıya varılır. İltihabi lenf bezi şişlikleri antibiyotiklerle tedavi edilir. Diğerleri için tedavi sorunun kaynağına bağlı olarak belirlenir. Bunların dışında cilt altında şişlik ve yumru yapan ve daha nadir görülen birçok hastalık bulunmaktadır. Hepsi de aynı prensiple önce muayene edilir, gerekirse çeşitli tetkik ve görüntüleme yöntemlerinden faydalanarak teşhis edilmeye çalışılır. Şüphe varsa teşhis amacıyla kısmen veya tamamen cerrahi olarak çıkarılır ve patolojik tetkik için gönderilir.             Görüldüğü gibi cilt altındaki şişlik ve yumruların çoğu iyi huylu olmakla birlikte bazıları hayatı ciddi olarak tehdit eden kanser veya kanserin yayıldığı bezeler olabilir. Bu durumla karşılaşıldığında erken tanı hayat kurtarıcı olduğundan doktora bir an önce görünmek hayati önemdedir.

3Weir, C. B., & Hilaire, N. J. S. (2018). Epidermal Inclusion Cyst. In StatPearls [Internet]. StatPearls Publishing.

 https://www.ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK532310/

image_transcoder.php?o=bx_froala_image&h=233&dpx=1&t=1573498427

Pilonidal sinüs (kıl dönmesi) hastalığının tam sebebi açık olmamakla birlikte vücuttan dökülen kılların cildi delerek içeri girmesi olduğu düşünülmektedir. Araştırmalarda sinüsün içindeki kılların başka yerden geldiği ıspatlanmıştır. Yinede kalça bölgesinde oluşmasını kolaylaştıran bazı faktörler vardır.
Riski artıran faktörler
✅şişmanlık
✅aşırı kıllı olmak
✅ciltte zedelenme
✅kalça yarığının derin olması
✅kalça yaptığında gamze gibi çukurluk olması
✅uzun süre oturmayı gerektirecek meslekler
✅traktör, jeep gibi sürekli sarsıntılı oturma
✅bölgenin yeterince temiz tutulmamasi ve nemli kalması.
Yukarıdaki faktörler kıl dönmesi riskini artırmaktadır.

Üyelik
Tıbbi İçerik Yazarı
Bilgi
Kuruluş Adı:
Op. Dr. Nizam KURTDERE-Genel Cerrahi-Şişli-İstanbul
Doktor Adı:
Op. Dr. Nizam Kurtdere
Telefon Numaraları:
0212 246 10 04- 0532 463 96 82
Sokak ve bina adresi:
Halaskargazi Cad.Kuran İş Merkezi No:145 Kat:5
Mahalle:
Merkez Mahallesi
Kurum / Kuruluşun Bulunduğu Kent:
İstanbul
Harita
Tıbbi Makaleler
Benim Videolarım
Benim SSSım
Dosyalarım

Hekim.Net

Close